Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Dizi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

18 Eylül 2016 Pazar

GAME OF THRONES ÇILGINLIĞI


Aslında anlat anlat bitmez bir konu bu. Aylardır bekletiyorum bunu çünkü hislerime tercüman  olabilecek  cümleleri bulamıyorum.  Ne anlatsam basit ve yavan kalır. Yedi krallığın amansız mücadelesi, deli oyuncu kadrosu, etkileyici jeneriği. David Benioff ile D. B. Weiss tarafından yaratılan fantastik ve epik televizyon dizisi. Görüntüler, çekimler, mekanlar, diyaloglar, ilginç kostümler, gerilim, şiddet, erotizm yok yok dizide. Çıplaklığın en masum, en doğal hali.  Bu dünyada bir ilk. Klişe olan hiçbir şey yok hatta hiçbir tabudan çekinmemişler. Öyle naiflik falan da aramayın.


Klasik yakışıklılık klişelerini yıkan Khal Drogo,
Targaryen kızımıza karşı duyduğu yüksek sadakat ile saygı nesnesi ve ona karşılıksız büyük aşkla bağlı insan Mormont,
Tüm sezonlar boyunca tek repliği " Hodor " olan ve unutulmazlar serisine giren Hodor,
Dev iri cüssesinde kocaman da bir iyilik ve görev insanı ruhunu  hakkını vererek yaşayan kadın muhafız Brienne,
Yaptığı bir hatanın veya ihanetin bedelini çok korkunç dramatik şekilde defalarca ödeyen Greyjoy,
İlk defa bir karakterin ölmesini izlemeyi dört gözle beklediğim, sapık, psikopat Bolton,
Entrikacı, güven vermeyen malum mekanların işletmecisi Baelish,
Diziden erken ayrılsa da efsane oyuncu  Sean Bean,
Tuhaf, vahşi insanlar topluluğu Kuzeyliler, daha da vahşi olan Akgezenler,
Adil, güzel kızımız,, ejderhaların annesi, kraliçemiz Daenerys Targaryen,
Vee başrol abimiz Jon Snow,
Ve daha birçok başrol...
Yine de ben derim ki Arya Stark gibi kızım olsun, duyguların en asil insanı, Cüce Tyrion Lannister gibi kankam olsun. Bana artar yeter..,



1 Nisan 2016 Cuma

EN YÜKSEK DOZDA KAN İÇEREN DİZİ : " SPARTACUS : KAN VE KUM "


Şiddet sahnelerinde yüz derisi yüzülebilir, uzuvlar etrafa saçılabilir, karından fışkıran bağırsaklar gösterilebilir. Gelmiş geçmiş diziler arasında cinsellik, kan, şiddet hatta vahşet dozu en yüksek olanıdır. Kılıç, kalkan, vahşi hayvanlar, yaralı bedenler dizinin değişmez unsurları. Roma' nın toplumsal kast sistemi ile, köleler, askerler, tüccarlar ve asiller arasındaki uçurumu çok net görürsünüz. Entrikanın en büyüğü döner. Senaryo o kadar sağlam ki başlayınca her seferinde "e bu kadarı da fazla" dersiniz de yine de izlemekten kendinizi alamazsınız. Çekim ve efekt kalitesi doruklardadır.


İlk diziye başladığımda yadırgadım, bir sevemedim, kan ve vahşet sahnelerinde gözlerimi kapıyordum. Sonra hikayenin içine girdikçe ben de gaza geldim, yani hiç bir bölüm kesmedi bizi. E şirinler köyünü anlatmıyorlar sonuçta hikayenin ana merkezi 'Roma İmparatorluğu'.

7 Aralık 2015 Pazartesi

"MAD MEN" DİZİSİ


Sene 1960' lar, şehir Amerika' da New York, konu ise o yıllar altın çağını yaşayan reklamcılık sektörünün zeki reklamcıları. Öyle çok büyük hikayeler yok ancak küçük hikayelerin detayları diziyi sırtlamakta. Her kahramanın içinde inanılmaz fırtınalar kopar. Oya gibi işlenmiş çok incelikli ve derinlikli bir senaryo. Ve sanat yönetmenliğine şapka çıkarılması gerekenlerden.

2007 yılında ilk sezonu gösterilen bu drama dizisinin yaratıcısı ve yönetmeni Matthew Weiner. Dizi "Sterling Cooper" adlı kurgusal bir reklam şirketinde geçer. Başroldeki üst düzey şirket yöneticisi Don Draper ( Jon Hamm) ve etrafındaki insanlar konu edilmektedir. Altın Küre ve Emmy Ödüllerini silip süpürmüştür dizi. 1950' lerin sonu 60' ların başı olduğu için reklam sektörü yenidir, reklamla ilgili bulunan her fikir tazedir, orjinaldir, kadınlar çok şık, erkekler her daim takım elbiselidir. En çok dikkat çeken de sürekli, kapalı ortamda sigara içilmesidir. Don Draper' in elinde genelde sigara ve viski kadehi hiç düşmez zaten, ancak ultra maskülen tarzının yanında karizmasını da hiç bir kelime tarif edemez kanımca. Herkes havalı, herkes janti arzı endam eder dizide.

Çok yüksek ratingli bir dizi olmamakla beraber benim gibi vintage severler için, o büyülü atmosferi için bile izlenmelidir. Bayılırım böyle dönem dizilerine ve özel çalışmalara. Arka planda çok büyük bir emeğin olduğunu farketmemek imkansız. Ne o öyle şok edici gelişmeleri ne de sürprizli bölüm sonları yoktur. Birçoğuna göre sürükleyici değildir. Olaylardan çok kişilere, kişilerin yaptıklarından çok psikolojilerine odaklanan ağır drama. Dikkatli izlersek o yıllarla ilgili birçok detay öğrenebiliyoruz.


Ana karakterin sağlam duruşu, içinde yaşadığı fırtınalara rağmen zor durumlara getirdiği yaratıcı çözümler ana tema. Geçmişine perde çekmiş, yeni hayatını bir yalanlar zinciri üzerine kurmuş, bu yüzden sert ve taviz vermez görünümünün altında her zaman başa çıkamadığı bir hüzün barındıran kişilik. Belki de bu yüzdendir sık sık ofisindeki koltukta uyuması. Ayrıca ABD' nin fırsatlar ülkesi olma yolunda atılan temellerin bir bir gözler önüne serilmesi, genelde çok farkında olmasak da hayatımızın büyük bir alanını kaplayan 'satış - pazarlama - reklamcılık' gibi alanların nasıl ortaya çıktığına şahit olmak aslında bugüne kadar hiçbir dizinin yapamadığı birşeydir.


Diğer taraftan Don'un karısını oynayan güzeller güzeli Betty ise umutsuz ev kadını olmanın ne menem birşey olduğunu karakterin iç dünyasından kesitlerle çok çarpıcı biçimde önümüze koyar. Alt metinlerinde bile günümüze yönelik birçok mesaj barındıran, yıllar geçtikçe karakterlerin dünya görüşünde gerçekleşebilecek değişiklikleri de keyifle izleyeceğimiz, sayılabilecek birçok örnekten sadece biri olan Kennedy suikastinin Amerikan toplumunu nasıl sarstığına şahit olduğumuz benim mükemmel üstü dizim. Son video da dizinin muhteşem soundtrackı.




27 Ekim 2015 Salı

HOMELAND DİZİSİ


Damian Lewis ve Claire Danes' in başrolde olduğu Homeland dizisi, politik dram gerilim türünün en iyi örneklerinden. Görünürde hem CIA ile El - Kaide arasında bir savaş hikayesi, hemde derinde iki insan arasındaki 'manik depresif' bir aşk konusu. Politik film ve dizileri hiç sevmediğim halde bu diziye bayıldığımı söyleyebilirim. Psikolojiden politikaya geniş yelpazeli.

Claire Danes'in canlandırdığı Carrie karakterinin manik depresif yönü onun sezgi, çıkarım ve çözümleme yetisiylede at başıdır. Duygusal bozuklukla zihinsel yetkinlik arasındaki iki zıt durum sözkonusudur.

Damian Lewis'in oynadığı Nicholas Brody karakteri ise kahraman olmakla terörist olmak arasındaki iki uç arasında. Evinin garajında namaz kılma ve ellerini açıp dua etme, tesbih sahnelerini hiç unutamayız.

Dizi 'küresel düzen' ile 'küresel düzen karşıtlığı' arasındaki mücadeleye Amerika penceresinden ancak Amerika yanlısı olmadan bakma gayretinde bir dizi. Bu detay bence çok önemli ve bu detayı anlama gayreti içine girerken dizi anlamadan nehir gibi akıp geçiyor. Heyecanla bekledim ve nihayet 5. sezonu başladı. Lütfen hiç bitmesin. Çok yavaş seyrediyorum, arada başa alıyorum. 4. Sezonda Taliban Lideri'ni fotoğrafdaki Türk oyuncu Numan Acar oynuyor.


Dizi devamlı, şüphe ve gerilim arasında gidip gelirken kadın başrol oyuncusu Carrie' nin başlarda bana itici, sinir bozucu gelen halleri, konu ilerledikçe işine tutkuyla bağlı, çalışkan ve cesur kadın karakterine dönüşmesi, örnek alınası. Alışılagelen güzel ve alımlı başrol kadın oyuncu tiplemesinin çok dışında, ancak öyle bir kompozisyon çiziyor ki meşhur tabirle 'hastasıyız'.

Carrie & Brody arasında yaşanan aşkın kimyasında birbirlerinin boşluklarını dolduran, eksikliklerini tamamlayan, karşıtlıklarını birleştiren tutku dizinin asli mayasıydı ve bir süre etkisinden çıkamadığımı itiraf etmeliyim. Yan karakterler Saul Berenson ve Peter Quinn ise kendi içinde ayrı bir dünya.


5 Ekim 2015 Pazartesi

BREAKING BAD





Yaşadığı maddi zorluklar nedeniyle ek iş olarak bir araba yıkamacısında çalışan kimya öğretmeninin dramının çok etkileyici biçimde anlatımıdır dizi. Dizinin en çarpıcı yanı sıradan bir yaşam süren ve toplumsal sınıflaşmanın altında ezilen Walter White' ın ölümcül hastalığa yakalandıktan sonra kontrolü eline alması ve düzene karşı içinde oluşan öfkeyi etkileyici biçimde anlatmasıdır. Öğretmenin bu değişim ve dönüşüm hikayesinde yaşamını sorgularken toplumsal yaşama tuttuğu ayna cidden etkileyicidir. Tabii ki bu etkileyiciliğin temelinde Bryan Cranston'un mükemmel oyunculuğunun yattığını belirtmek zorundayız.


Çok aksiyon içermesede dizi boyunca kopmayan konu bütünlüğü, çok fazla yan hikaye olmadığından dikkatlerin dağılmaması, gizemle akıl oyunları, diziye fazlasıyla artı özellik katan unsurlar. Dizide ne aksiyon ne duygusal sahneler gözümüze sokulmadan sağlam adımlarla ilerler ve hiçbir şeyi abartmaz. Karakter analizleri, incelikleri, oyuncu performanslarıyla birçok ödülleri toplamış dizinin, işlediği her duyguyu seyirciye geçirdiğine çoktan inandım ben; korku, heyecan, aşağılama, rahatlama, acıma, tiksinme, nefret, intikam. Anlıyoruzki normal dediğimiz insanlarda asla c yasaklı kişiliklere bürünüp, yapmaları gerektiği gibi tamamen bireysel bir ahlak anlayışı güdebilirler; yeter ki gerekli şartlar oluşsun.


En etkileyici sahneler: Walt kayıplara karıştıktan sonra yalnız yaşamaya başladığında, üç ayda bir yanına uğrayan adama " 2 saat daha benimle kalırsan 10 bin dolar veririm " dediği sahne, tüm tükenmiş ve çaresizliğine rağmen içinde onbir milyon dolar bulunan varilleri tek başına çölde yuvarlayarak yürüdüğü sahne, vagonun birisinde 1000 galon metilamin taşıyan bir treni, ustalık eseri bir plan ve yüksek dozda adrenalinle soyma sahnesi asla hafızalarımızdan silinmeyecek. Benim en çok içimi burkan sahne ise son bölümde günah çıkarmaya çalışan Walter'ın eşine 'herşeyi sizin için yaptım' sözüne karşılık, eşinin ' hayır sen herşeyi kendin için yaptın' dediği andır ve tüm yaşanmışlıkların özetidir kanımca.


Asi, haşarı, sürekli sakarlıklar yapan uyuşturucu bağımlısı Jesse Pinkman karakteri ve avukat rolünü oynayan düzenbaz, mesleği dışında her türlü entrikayı yapabilecek donanımda, yahu bu nasıl roldür nasıl oyunculuktur diye kafa yetirtecek türden bir tipleme Peter Call Saul karakterini hiç unutmayacağız. Dizi dünyasıyla ilgili algı ve beklentilerimi çok çok değiştirmiş dizidir.






23 Eylül 2015 Çarşamba

THE SOPRANOS

Başroldeki James Gandolfini' nin performansı kadar sempatikliğiylede dikkat çeken dizi, New Jersey' de yaşayan geleneklerine sıkı sıkıya bağlı İtalyan asıllı bir mafya topluluğu, çekirdek ailesi ve başroldeki oyuncu ile psikiyatristi ücgeni arasında geçen inanılmaz olayların yaşandığı, Amerika' nın 1990 lı yıllardaki halini çok iyi yansıttığı söylenen dizi, kendine özgü ve sıkı bir espri anlayışına dayanır. Küvette adamı doğrama sahnesi bile o kadar yumuşak ve esprili şekilde verilirki gülsek mi, hak mı versek duyguları arasında gidip geliriz. Silip süpürdügü sayısız ödüllerle, Emmy' leri dağıtmış,  gelmiş geçmiş en başarılı dizi tahtına çoktan oturmuştur.

Yan karakterlerin yaşamlarının çok iyi anlatıldığı, mafya dünyasında, 'bir aile öldürmezse diğeri öldürür' felsefesine sahip, başroldeki Tony karakterinin psikiyatristi ile diyaloglarının bizleri koparması ve yaşadığı ruhsal değişim, hele dizide devamlı o gürültülü İtalyan İngilizcesi ile konuşulması bizleri en çok etkileyen detaylar.

Bu ve bunun gibi bir çok detayla sıradan bir suç organizasyonunun üyeleri ve çevrelerindeki her bir figürün kazandığı hayret verici derinlik ve inandırıcılık bizi etkisi altına almakta. Tüm bu alt metinleri ile The Sopranos dizisinin açıkça gösterdiği ise ölüm, kan, aşağılama, seks, küfür ve haliyle ahlaksızlıktı. Ancak eleştirmenlerin diziyi 'tüm zamanların en sıradışı, gerçekçi, popüler kültür çalışması / fenomeni' olarak tanımlamasının altında, sıradan insanların halet-i ruhiyeleri ile tüm bu 'anormallik' leri yapaylığa düşmeden anlatılabilir hale getirmek yatıyordu.

Ayakta alkışlanacak bir zekanın ürünü diziyi çok geç izleyenlerdenim bende. Derin senaryo işçiliğine hayran oldum ve üçer beşer bölümü bir anda arka arkaya izledim. Mizah insanın gözüne sokmadan nasıl olay örgüsüne yedirilir, bir senaryo nasıl boyutlandırılır, nasıl alt metin yazılır bu dizide öğrendim. Uzun sürede etkisinden kurtulamadım, dizi değil senaryo atölyesi sanki. Çok yeni yapım değil fakat yinede şiddetle tavsiye edilir.