Nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nostalji etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Şubat 2016 Cuma

CALYPSO KRALI

Eskiden insanlar ne güzel eğlenmişler. Namı değer calypso kralımız, üst kısmı dar, alt kısmı İspanyol paça beyaz pantolonu, genelde haiti gömlekli ve aksesuar olarak öküz gözü madalyonlu kolyeleri olarak bir döneme damgasını vurdu. 'Aman hoca kurtar bizi fillerden' gibi hafızalardan istesek bile hiç silemeyeceğimiz şarkısı meşhurdur😂. Canlı sahne performansı çok iyi olan Metin Ersoy, hep elinde de o Afrikalıların salladıklari lolipop tarzındaki müzik aleti ile sahnede seyircilere karşı dans ederken eğlendi ve eğlendirdi. O dönem için çok farklı birşey yaptı. Klip canlı performans kaydı. O dönem belki çok eğlenceliydi şimdi ise komik mi, sevimli mi bu durum bilemedim.


7 Şubat 2016 Pazar

GİPSY KİNGS

Şarkılarla yaşamıyorum ancak sevdiklerimi de bir arşiv niteliğinde burada topluyorum. Birçoğunu sizler hatırlatıyorsunuz. Popüler olan olmayan, klasik bazen yerel türü farketmiyor. "Gipsy Kings"  birçoğumuza belki gitarı sevdiren, insanın içini kıpır kıpır ederken diğer yandan uzaklara göz daldıran, bu şarkıdaki gibi sevinç mi, hüzün mü bir türlü anlaşılamayan, nefesleri hapsederken, kelimeleri bir bir gırtlaktan aşağıya iten şarkıları ile her dem zevkle dinlediğimiz grup. Şarkılarındaki İspanyolcayı çok tatlı bir çingene aksanıyla söylerken ve her dinleyişimizde bizi bizden alıp da bir süre geri getirmeyen grup. Yıllardır hep aynı haz, aynı güzel tat. Gitarı coşkuyla ağlatması, geçmişe de çakılan bir selam gibi. Milyonlar satmış hit olmuş birçok şarkısı olsa da bu, duygusu en yüksek olanıdır bence. O zaman ne diyoruz "ağla gitar, çal gitar"!!!!!


30 Ocak 2016 Cumartesi

SANAT MÜZİĞİ

Küçükken televizyonda tek tip kıyafet giymiş, yan yana sıralı, ellerini kavuşturmuş, asık suratlı insanlardan oluşan bir topluluğun seslendirdiği, türünün adı konusunda muhtelif fikirler olan işte yok Osmanlı müziği, saray müziği, Türk müziği adı her ne ise, izlediğimiz işte o müzik türü. Farkında olmadan şimdi anlıyorum, böyle bir müzik dünyada yoktur. Türk müziği dediğimiz şey Anadolu'dadır, Orta Asya'dadır, Türk sanat müziği diye bilinen şey Osmanlı musikisidir ve 18. ve 19.yüzyılda çıkıs noktası da saraydır, İstanbul'dur. Alaturkadır. Hem Türk, hem sanattır. Notalar hayatın tam ortasından fışkırır ve bunu bize haykırır. Her nağmede biraz daha demlenen bir dinleyici iseniz, sadece 'seni aradım kadehlerdeki dudak izlerinde' cümlesindeki derinliği, zerafeti ve naifliği daha iyi anlarsınız. Binlerce derin eseri bünyesinde barındıran, güzel, sakin, İstanbul gibi mahzun...Çok  insan anlayamaz belki eski musikimizden, ve ondan anlamayan da bir şey anlamaz zaten bizden.




20 Ocak 2016 Çarşamba

ÇOCUKLUĞUMUZUN KIŞLARI


Çocukluğunuz yokuşu, bayırı bol ve yılın uzun bir döneminde kışın etkili olduğu bir kasabada geçmişse çok fazla oyun seçeneğiniz ve de çok fazla oyun arkadaşınız olur. Bizler karlı kış günlerinde kar topunu ve kardan adamı aşmış bir kuşağız. Bizim için kızak kaymak, hatta "balıklama" diye tabir edilen kayma şeklimiz candı. Hatta kasalar, muşamba parçası veya fırın tepsilerinde de kaymayı denemişliğimiz olmuştur. Pancar gibi kızarmış burnumuzu devamlı çekerek kayarken rüzgar yüzümüzü yalar, suratımız hafif pembemsi kızarırdı. En korkulan an annemizin bizi camdan veya balkondan seslenerek eve çağırdığı andı. Of ya halbuki bu oyunlar hiç bitmesin, kesintiye uğramasın isterdik. Birkaç cılız itirazdan sonra boynumuzu bükerek mecbur teslim olurduk soğuktan neredeyse tüm hareket kabiliyetini yitirmiş küçük cılız bedenimizle. Saçaklarında buzdan sarkıtların olduğu evlerimizin bodrum katından çıkarılan tahta kızaklarda kulak donduran soğuğa inat yokuşun ta en başından gözlerden yaş getirecek hızla kayar, ıslanır, sırılsıklam olurduk. Eve gelir, ısınır, üstümüzdekiler sobanın etrafında tekrar giyilmek üzere kurutulurdu. Halbuki oynarken ne üşüdüğümüzün ne de acıktığımızın farkındaydık. Korkmak yoktu, kirlenmek yoktu.


Asıl eğlence akşamları başlardı çünkü mahallenin bütün teyzeleri, ablaları ahşap merdivenle çıkardı yokuşun başına. Bir merdivene en az beş, altı kişi binilir ve çığlıklar, kahkahalar eşliğinde ve genelde de yokuşun ortasında merdivenden düşülür, kucak kucağa yerlerde yuvarlanılırdı. Her başarısız deneme ekibi daha bir hırslandırır, aynı ritüel defalarca tekrarlanırdı.


Birde o koca koca karizmatik abiler ve amcaların akşamları, kızağın ipiyle yokuş yukarı tırmanıp, sonra çocuklar gibi eğlenerek bayır aşağı kayarken yüzlerindeki çocuksu ifade hiç gözümün önünden gitmedi. Normalde yere düşmek, ayağının kayması, yerlerde yuvarlanmak hayatın normal akışı içerisinde ayıp ve çok sık tekrarlanmayan birşeyken, kar bütün bu çekingenliğimizi atardı üzerimizden. Yani sonuçta yediden yetmişe herkes yerlerdeydi. Nedense jilet gibi keskinleşmiş zeminde ayağı kayan biri olduğunda da pek bir gülerdik sanki biraz sonra kendi başımıza gelmeyecekmiş gibi.


Kömür sobaları üzerinde kestane pişirilir, külde patates közlenir, mısır patlatılırdı. Sofrada çoğu akşam mutlaka "tuzlama balık" yani lakerda olurdu. Daha evin kapısından girmeden kokusuyla mutluluk sarhoşu olduğumuz puf böreklerinin kokusunu hiç unutamadım. İki üç tane büyük kış geçirdiğim çocukluğumun tadı damağımda kalan anıları canlanır böyle, her kar yağma mevsiminde.




9 Kasım 2015 Pazartesi

1977 ' LER


SWEET DREAMS


IN THE ARMY NOW


BEYAZIT OKUL ANILARIM

Okul yılları, heryerde bunlar çalıyor. Kafede, çorbacıda, fotokopicide, kebapçıda. Aynı dönemlerin yabancı popüler şarkıdakı izdüşümü 'Yeke Yeke'. Hani şu Afrika'lı şarkıcının söylediği. Oda heryerlerde çalar dururdu. Aklıma geldi, bu grup başka bir lezzetti, keşke dağılmasaydı.


OH MİS !!