27 Ağustos 2015 Perşembe

Sizi alıp götürüyor ve koca gövdeli bir ağacın dibine bırakıyor; işte öyle bir şarkı. Aralardaki ses oyunlarıyla beraber, Sia' nın isli, tütsülü, dramatik sesinden hüzünlü bu parçayı ne zaman duysam ilk önce bir " ben bu şarkıyı daha önce duymuştum" diyorum. Sanki hafızama hükmediyor şarkı, öyle büyülü. En güzel kısmı, yaprakların kahverengi, havanın da gri olduğunu söylediği nakaratı.



   Doğu'ya gittikçe koyulaşan, daha iç sızlatan şeydir türküler. Ege'de kahramanlıkları anlatan, İç Anadolu'da özlemleri, kavuşamayışı, Karadeniz'de aşkı, sadece bir rüzgara bile sevdalanmayı, Doğu Anadolu'da ise her zaman payına düştüğü üzere acıyı. Yüzyılların dert ortaklığı aparatı... Güneş ve toprağın müziği.



Her notası aktif, heyecanlı, yüksek tempolu, kliptede dinamizm hiç bitmiyor. Bas vuruşlarıyla dikkat çeken, gelmiş geçmiş en sofistike parti şarkısı. Hayatın tam da kendisi gibi, birşey kaçırınca bütünlük, ahenk bozulabiliyor. 'Kendi felsefenizde hayatın ritmini yakalayın' derim.




ONLAR BİZİM ÇOCUKLAR


O büyük depremde annesi öldüğünde Gölcük'te felaket bölgesindeydi ve cenazeye gitmedi. Büyük Marmara depreminde bir avuç kadardılar. Onlar yetkililerden bile çok büyük birşey yaptılar. Herkes gibi, bizler gibi  dövünmediler kuru kuru, ellerini değil hayatlarını taşın altına soktular, 187 canı kurtardılar. Bugün binlerce kişi oldular. Bir bilinç getirdiler topluma; sakin, bilgili ve mütevazi kimlikleriyle. Nasuh Mahruki'nin 'Kendi Everestinize Tırmanın', 'Vatan Lafla Değil Eylemle Kurtulur' yazdığı kitaplarından sadece ikisi. Bu iki cümle bile bayağı düşündürücü. Teslim olmayan bir kişilik o. Bir kişinin bile bir ülkede çok şeyi değiştirebileceğinin kanıtı oldu. Tanıtım videosu, Tuncel Kurtiz' in seslendirmesiyle çok etkili.
     Onlar hep hazır, hep cesur
     Yüreğiyle gönüllü, bilinciyle farkında
     Yiğit güzel çocuklar.
     Doktoru, mühendisi, işçisi, öğrencisi, öğretmeni
     Vatanı lafla değil eylemle seveni
     Tek yürek, bin emek, bir gövde yarattılar
     Onlar bizim çocuklar...



BİZ BU TUZAĞA DÜŞMEYİZ


Dün kızlar toplandık, masada Akp, Mhp, Chp, Hdp' ye oy vermiş her biri mevcuttu tesadüfen. Dörtlü koalisyonu kurmuştuk☺. Bizi bir araya getiren arkadaşlığımızdı elbette. Birbirimize acı duygular beslemeden, anlayışlı bir tartışma arzusu, karşılıklı görüşlerimizi anlama yeteneğinde olmaktı hoşgörü. Kabul ediyorum bu bazen yorucu ve çok emek isteyen bir duygu. Aynı sularda yıkanıp, aynı yollarda yürürken, çok az bulunup, çok kolayca tüketilebilen bu hoşgörüyü altın kafese koyalım ve ona iyi bakalım. Farklılıkların çok vurguladığı bu dönemlerde hoşgörü, hakikatı araştırmayı ona sahip olmaktan üstün tutar. Tartışın hemde en derininden ve kayıtsız kalmayın ilkelerinize fakat taassuba ve fanatizme bağlanmadan.

2 Ağustos 2015 Pazar

20. YÜZYILIN EN KÜLT KADIN ŞAİRİ

         
                                         

       Film, 20.yy' ın en önemli, en bunalım  kadın şairlerinden Sylvia Plath' ı anlatır. Tamam eski, 2003 yapımı. Bu tavsiyelerde gündemi yakalamak gibi bir derdim yok. Ben bende derin iz bırakanların peşindeyim. 1956 İngiltere' sinde babasını kaybetmiş Sylvie Plath, Cambridge' de idealist bir şair olma yolunda okuyup edebiyatla hayata tutunmaya çalışırken, kendisi gibi önemli bir şair olan Ted Hughes ile tanışır. Film, iki sanatçının evliliğinin zorluğu, sanat çevrelerinin ikiyüzlülüğü ve medyanın bu çevrelere bakışı gibi yan okumalarıda içerir. Benim en çok içimi buran şeyse, Sylvie Plath' in kendisinin yaptığı gibi, eşini kendisine adanmış olarak göremediğinde zorda kalışı ve sıkışmış çaresizliği. Gwyneth Paltrow o kadar iyi oynamış ki filmde, Daniel Craig' i gölgede bırakmış. Mutlaka izlenmesi gerekenlerden. Onun bir sözüyle bitirelim paragrafı :

          Ölmek, herşey gibi bir sanattır.
          Bu konuda yoktur üstüme
          Öyle ustaca yaparım ki cehennem gibi gelir.
          Öyle ustaca yaparım ki gerçekmiş gibi gelir.
          Bir talebim olduğunu bile söyleyebilirsiniz.
          Öyle kolayki bir hücrede bile yapabilirsiniz.
          Öyle kolayki yaparsınız ve kımıldamazsınız.

BENİM ONLARLA GÖNÜL BAĞIM VAR



      Ta çocuk yaştan beri giysilere düşkünlüğüm vardır.Bunun nedeninin cevabını bir türlüde bulamadım. Tesellim, işin içinde biraz estetik kaygı, birazda kendine ve çevrene saygı meselesi olması. Çok uç trendlere prim vermezseniz benim gibi, klasiğe yakın bir tercih noktasında, giysilerinizin modası geçmez aynı zamanda.
      Yıllarca moda, kadın, dekorasyon dergileri abonelikleri, Fashion Tv kanallarının sadık bir izleyicisi olmanın tetiklediği bir merak. Bu merakda, Nişantaşı Kız Olgunlaşma Enstitüsü mezunu bir kayınvalide faktörü de var tabi. Dile kolay, arap prenseslerine kıyafetler dikmiş zamanında. Kumaş türleri ve dikiş kalitesiyle ilgili çok şey öğrendim kendisinden. 
       Herkes kendi bütçesine göre en iyisini giyinmeye çalışır elbet, ben konunun o yönüyle hiç ama hiç ilgileniyorum. Pazardan alınan beş liralık tişörtle veya iyi bir yerden alınmış bir ceketle yada kabanla da aramda gönül bağım var benim. Onu alırken bir durum olmuştur, sevinçli, üzüntülü ya da belki farklı bir şehirden alınmıştır. Onunla benim bir anım, bir hikayem vardır. O artık sıradan da olsa benim için bir giysi değil, hayatımın bir parçası, içselleştirdiğim bir meselemdir.Zamansız kıyafetler seçme noktasında böylece o üzerimdeyken sevincimi giymiş olup o anı yeniden yaşıyorum. Bir sıkıntı yaşanmışsa, yaramı iyileştiriyorum belki. Ha birde bu durumda şık veya rüküş etiketlenmelerine de gülüp geçiyorum. 
       Eşimin 'tekstil çöplüğü' , annemin 'çul çaput' dediği bu ruhsal durumumu anlatamadım kimseye yıllarca. Tezgahtar sorar, 'nasıl bir şey istemiştiniz diye?'. Ben bu sorunun cevabını hiç tam net olarak bilemedimki. Öyle işte, dönemsiz, sade, kişiliğimizin önüne geçmeyen.  Ayakkabı, ikinci el, vintage tutkumu daha ilerde başka satırlarda paylaşmak dileğiyle.