16 Eylül 2015 Çarşamba
Sizi alıp götürüyor ve koca gövdeli bir ağacın dibine bırakıyor; işte öyle bir şarkı. Aralardaki ses oyunlarıyla beraber, Sia' nın isli, tütsülü, dramatik sesinden hüzünlü bu parçayı ne zaman duysam ilk önce bir " ben bu şarkıyı daha önce duymuştum" diyorum. Sanki hafızama hükmediyor şarkı, öyle büyülü. En güzel kısmı, yaprakların kahverengi, havanın da gri olduğunu söylediği nakaratı.
Doğu'ya gittikçe koyulaşan, daha iç sızlatan şeydir türküler. Ege'de kahramanlıkları anlatan, İç Anadolu'da özlemleri, kavuşamayışı, Karadeniz'de aşkı, sadece bir rüzgara bile sevdalanmayı, Doğu Anadolu'da ise her zaman payına düştüğü üzere acıyı. Yüzyılların dert ortaklığı aparatı... Güneş ve toprağın müziği.
DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
Ölüm döşeğindeki köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri Ceyhun Atuf Kansu'nun dizeleriyle bir çiçek bahçesi olmuş, bir okul bahçesi olmuş. En güzel çiçekleri anlatmış, köy okullarında yetişen çiçekleri, öğrencileri. Benim kahramanım köy öğretmenleridir, ne zaman doğudan kötü haberler gelse aklımın bir kenarı onları düşünür, onlar isimsiz eğitim neferleri, cesuryürekler. Bu şiiri okumalıyız, ölümden korkmayan ama yetiştirdiği bahçe yarım kalacak korkusuyla ölmek istemeyen, kendine bahçıvan diyen bir köy öğretmeninin son haykırışlarını herkese duyurmalıyız.
DÜNYANIN BÜTÜN ÇİÇEKLERİ
"Bana çiçek getirin, dünyanın bütün
çiçeklerini buraya getirin!"
Köy öğretmeni Şefik Sınığ'ın son sözleri.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum
Bütün çiçekleri getirin buraya,
Öğrencilerimi getirin, getirin buraya,
Kaya diplerinde açmış çiğdemlere benzer
Bütün köy çocuklarını getirin buraya,
Son bir ders vereceğim onlara,
Son şarkımı söyleyeceğim,
Getirin getirin…ve sonra öleceğim.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Kır ve dağ çiçeklerini istiyorum,
Kaderleri bana benzeyen,
Yalnızlıkta açarlar, kimse bilmez onları,
Geniş ovalarda kaybolur kokuları…
Yurdumun sevgili ve adsız çiçekleri,
Hepinizi hepinizi istiyorum, gelin görün beni,
Toprağı nasıl örterseniz öylece örtün beni.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Afyon ovasında açan haşhaş çiçeklerini
Bacımın suladığı fesleğenleri,
Köy çiçeklerinin hepsini, hepsini,
Avluların pembe entarili hatmisini,
Çoban yastığını, peygamber çiçeğini de unutmayın.
Aman Isparta güllerini de unutmayın
Hepsini, hepsini bir anda koklamak istiyorum.
Getirin, dünyanın bütün çiçeklerini istiyorum.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum.
Ben köy öğretmeniyim, bir bahçıvanım,
Ben bir bahçe suluyordum, gönlümden,
Kimse bilmez, kimse anlamaz dilimden,
Ne güller fışkırır çilelerimden,
Kandır, hayattır, emektir, benim güllerim,
Korkmadım, korkmuyorum ölümden,
Siz çiçek getirin yalnız, çiçek getirin.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Baharda Polatlı kırlarında açan,
Güz geldi mi Kopdağına göçen,
Yörükler yaylasında Toroslarda eğleşen.
Muş ovasından, Ağrı eteğinden,
Gücenmesin bütün yurt bahçelerinden
Çiçek getirin, çiçek getirin, örtün beni,
Eğin türkülerinin içine gömün beni.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
En güzellerini saymadım çiçeklerin,
Çocukları, öğrencilerimi istiyorum.
Yalnız ve çileli hayatımın çiçeklerini,
Köy okullarında açan, gizli ve sessiz,
O bakımsız, ama kokusu eşsiz çiçek.
Kimse bilmeyecek, seni beni kimse bilmeyecek,
Seni beni yalnızlık örtecek, yalnızlık örtecek.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Ben mezarsız yaşamayı diliyorum,
Ölmemek istiyorum, yaşamak istiyorum.
Yetiştirdiğim bahçe yarıda kalmasın,
Tarümar olmasın istiyorum, perişan olmasın,
Beni bilse bilse çiçekler bilir, dostlarım,
Niçin yaşadığımı ben onlara söyledim,
Çiçeklerde açar benim gizli arzularım.
Dünyanın bütün çiçeklerini diyorum,
Okulun duvarı çöktü altında kaldım,
Ama ben dünya üstündeyim, toprakta,
Yaz kış bir şey söyleyen sonsuz toprakta,
Çile çektim, yalnız kaldım, ama yaşadım,
Yurdumun çiçeklenmesi için daima, yaşadım,
Bilir bunu bahçeler, kayalar, köyler bilir.
Şimdi sustum, örtün beni, yatırın buraya,
Dünyanın bütün çiçeklerini getirin buraya.
CEYHUN ATIF KANSU
15 Eylül 2015 Salı
MUHTEŞEM ÜÇLÜ
Zamanı geçmek üzere, bol bol tüketelim, deep freeze'e koyalım olabildiğince, çocuklarımıza suyunu içirelim, yedirelim. Komposto, marmelat, reçelde, olabilir tabiki.
VİŞNE Tam bir vitamin ve mineral deposu olan vişne meyvesinde bulunan A ve C vitamini ile sodyum, potasyum, kalsiyum ve fosfor mineralleri, özellikle ateşli hastalıklara karşı güçlü bir silah. İçeriğinde bulunan ve meyveye kırmızı rengini veren “antosiyanin” ise vişneye hücre yenileme yani antioksidan özelliğini kazandırıyor.
KIZILCIK Kızılcık suyunun faydaları, idrar yolu enfeksiyonlarından cilt sağlığının iyileştirilmesine kadar değişir. Son çalışmalar kızılcık suyunun böbrek taşı oluşumunu önlemek ve ağız sağlığı iyileştirmede etkili olduğunu göstermiştir. Mide ülseri tedavisinde, kanser tümörlerinin büyümesini engellemede, ağız sağlığını korumada, kemik erimesini engellemede, cilt sağlığını korumada çok önemli çok özel bir meyvedir.
TAZE CEVİZ İşte en sevdiğim, omega-3 yağ asitleri bakımından zengin olması daha iyi zihinsel fonksiyon, diyabeti ve yüksek kan basıncını azaltıcı, astım, ekzama tedavisinde etkili, damar esnekliğini korumada etkili, kötü kolesterolü düşürücü, göğüs, bağırsak kanserine karşı koruyucu, yani say say bitmiyor..Yıllardır zamanını kaçırmadan severek yerim, dayanabilirseniz çok değil günde sadece birkaç tane, başlayınca devamı geliyor çünkü 😀.
'Y KUŞAĞI' Nİ YETERİNCE TANIYOR MUYUZ ? O BELKİ SİZSİNİZ BELKİDE EVLADINIZ
1980 - 1995 yılları arasında doğanlarmış Y nesli. Özellikleri, bağımsız olmayı seven, özgürlüklerine düşkün, kendi görüşlerinden asla vazgeçmeyen, biraz uyumsuz, aşırı bireyci ve otorite tanımayan, kendilerine kurallar koyulmasından hoşlanmayan. Temel değerlerinden birisi 'adalet' duygusuymuş. Kendi görüşlerine uymayan durumlar olduğunda hiç düşünmeden direnişe geçen, tıpkı gezi olaylarında olduğu gibi. Gördük ki kendi görüşlerini anlatmak ve isteklerini kabul ettirmek için günlerce parklarda yattılar.
Toplum başta çoğu kere onları yanlış anladı, tembel, disiplinsiz, apolitik olmakla suçladı. Sonra gördük ki onlar farklı bakış açısıyla bakıyorlar dünyaya, işte sorunda buradan kaynaklanıyor. Özgüvenleri yüksek bu nesil, inançları uğruna sonuna kadar savaşabilir.
Araştırmamda en dikkatimi çeken konu, bu kuşağın ailelerinin çocuklarına çok düşkün olmaları. Çocuklarının bir isteği sözkonusu olduğunda çok çabuk onların seviyesine inebiliyor ve sorunlarını halledebiliyorlar. Aa bu bizi anlatıyor ☺.Yeri geldiğinde birer kanka, arkadaş olabiliyorlar.
Resimde görüldüğü üzere üç parağraftaki anlatımda aslında hep oğlumu da anlatmış oldum. Bu cümlelerin hepsinin altına gözü kapalı imzamı atarım. Çoğu kereler birlikte büyüdüğüm, yirmi iki yaş farkım, bazen anne bazen evlat olduğum, hiç dolaylı konuşamadığım ☺, akıl hocam, bende hep elli yıl yaşamışda sonra bu dünyaya geri dönmüş izlenimi veren, tüm dünya insanları için eşit üzülen, hayvanlar için ağlayan. Bu cümleler böyle akar gider, bitmez. Bu yaş dönemi çocuk sahibi olanlar gülümsüyordur muhtemelen bu satırları okurken. Teşekkür edelim bu nesle bence, onlarla ilişkimizde hem öğrenci hem öğretmen olabilme duygusunu bize yaşattıkları için.
Toplum başta çoğu kere onları yanlış anladı, tembel, disiplinsiz, apolitik olmakla suçladı. Sonra gördük ki onlar farklı bakış açısıyla bakıyorlar dünyaya, işte sorunda buradan kaynaklanıyor. Özgüvenleri yüksek bu nesil, inançları uğruna sonuna kadar savaşabilir.
Araştırmamda en dikkatimi çeken konu, bu kuşağın ailelerinin çocuklarına çok düşkün olmaları. Çocuklarının bir isteği sözkonusu olduğunda çok çabuk onların seviyesine inebiliyor ve sorunlarını halledebiliyorlar. Aa bu bizi anlatıyor ☺.Yeri geldiğinde birer kanka, arkadaş olabiliyorlar.
Resimde görüldüğü üzere üç parağraftaki anlatımda aslında hep oğlumu da anlatmış oldum. Bu cümlelerin hepsinin altına gözü kapalı imzamı atarım. Çoğu kereler birlikte büyüdüğüm, yirmi iki yaş farkım, bazen anne bazen evlat olduğum, hiç dolaylı konuşamadığım ☺, akıl hocam, bende hep elli yıl yaşamışda sonra bu dünyaya geri dönmüş izlenimi veren, tüm dünya insanları için eşit üzülen, hayvanlar için ağlayan. Bu cümleler böyle akar gider, bitmez. Bu yaş dönemi çocuk sahibi olanlar gülümsüyordur muhtemelen bu satırları okurken. Teşekkür edelim bu nesle bence, onlarla ilişkimizde hem öğrenci hem öğretmen olabilme duygusunu bize yaşattıkları için.
14 Eylül 2015 Pazartesi
KALICI MAKYAJ
Hergün makyaja vakit ayıramıyorsanız,
kozmetik ürünlere karşı alerjiniz varsa,
kontakt lens, gözlük kullanıyorsanız,
dudakta bir problem,
kaşlarda bir seyreklik varsa,
kaza geçirenlerde,
sporcuysanız,
mesleği veya yaşam tarzı itibariyle devamlı iyi, bakımlı görünmesi gerekenler
kalıcı makyaj tam size göre.
Kalıcı Makyaj Uzak Doğu kökenli, 500 yıllık bir kültür.
Yerel anestezi ile uygulanabilen, acısız bir medikal operasyon. Anti alerjik boyalar derinin hemen altına enjekte ediliyor. Sadece yüze değil vücutta yer alan kusurları örtmekte de başarılı. Örneğin sonradan sıkıldığımız dövmeleri silmek içinde kalıcı makyaja başvuruluyor. Kimyasal boya kullanılmadığı için kalıcılığı 3-5 yıl arasında sınırlı. Operasyonun ardından birkaç gün şişlik olabilir.
Yapılmaması gerekenler şeker hastaları, HIV virüsü taşıyanlar, hemofili hastaları.
Kimler yapabilir? Dermatolog, doktor ve deneyimli estetisyenler elbette.
Maliyet ve fiyatlama konusunda rakamların havada uçuştuğu bu yeni piyasada, iyi araştırma yapmadan karar vermeyin derim.
6 Eylül 2015 Pazar
ESKİ İSTANBULLU OLMAK
ESKİ İSTANBULLU OLMAK
Yoğurtçu, şekerlemeci, bozacı, baklavacı, muhallebici, kahveci...Eski İstanbul' un özlenen tatlarını yakalayan dükkanlar..Aile büyüklerimizden gelen hatıralarımızla beraber bir şekilde bu kentle duygusal bir bağımız var. Yaşadığımız şehirde zaman içinde bir bakmışız manzara değişmiş. Şehrin değişimini "ah eski İstanbul ne güzeldi, Anadolu' dan geldiler doldurdular buraları" gibi yukarı sınıf bakış açısı ile değerlendirmeyi doğru bulmayanlardanım! Kim, hangimiz rahat olduğumuz kurulu düzenimizi bozupda bilmediğimiz kocaman bir şehre herşeyi sıfırlayıp gelmeye cesaret edebiliriz? Bunun sosyolojik nedenleri ve sonuçları üzerinde durmak bu yazının amacı ve konusu da değil. Burada amacım İstanbul'u yaşayan insanların gözünden anlamak, anlatabilmek...
İSTANBULU DİNLİYORUM
ORHAN VELİ
Yoğurtçu, şekerlemeci, bozacı, baklavacı, muhallebici, kahveci...Eski İstanbul' un özlenen tatlarını yakalayan dükkanlar..Aile büyüklerimizden gelen hatıralarımızla beraber bir şekilde bu kentle duygusal bir bağımız var. Yaşadığımız şehirde zaman içinde bir bakmışız manzara değişmiş. Şehrin değişimini "ah eski İstanbul ne güzeldi, Anadolu' dan geldiler doldurdular buraları" gibi yukarı sınıf bakış açısı ile değerlendirmeyi doğru bulmayanlardanım! Kim, hangimiz rahat olduğumuz kurulu düzenimizi bozupda bilmediğimiz kocaman bir şehre herşeyi sıfırlayıp gelmeye cesaret edebiliriz? Bunun sosyolojik nedenleri ve sonuçları üzerinde durmak bu yazının amacı ve konusu da değil. Burada amacım İstanbul'u yaşayan insanların gözünden anlamak, anlatabilmek...
İSTANBULU DİNLİYORUM
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı
Önce hafiften bir rüzgar esiyor;
Yavaş yavaş sallanıyor
Yapraklar, ağaçlarda;
Uzaklarda, çok uzaklarda,
Sucuların hiç durmayan çıngırakları
İstanbul'u dinliyorum, gözlerim kapalı. ORHAN VELİ
Var elbette İstanbul'lu olabilmenin özellikleri ve İstanbul'da yaşamanın ince çizgileri, şairinde ifade ettiği başka bir göz, bir bakış açısı. Sanki başka bir gezegenden gelmişçesine hep gıptayla baktığım İstanbul beyefendisi, hanımefendisi olmak, olabilmek beşyüz küsür yıllık bir kültürün, bir birikimin sonuçları. Hep dile getirmişimdir, her şehrin, kasabanın derneği varken sağımızda solumuzda, neden 'İstanbullular Derneği' kurulmaz diye. Hepimizin birbirimizden öğreneceği çokşeyler vardır elbette, bu meyanda İstanbul terbiyesi ve kültürü bir şekilde keşke görmezden gelinmese.
Sarıyer'de börek, Kanlıca'da yoğurt yemek, Beykoz' da paça çorbası içmek, sahilde üzerine vişne dondurması konmuş su muhallebisi yemek, Sultansuyu' nda piknik yapmak, sünnet çocukları ve gelinlik kızların 'Telli Baba' ya dilek dilemeleri, üstü mermer masalı, tahta iskemleli mekanlarda Vefa bozası içmek, ailece gidilen yazlık sinemalar, en şık giysileri giyinip troleybüs ile Beyoğlu'na gitmek, 'Moda sahili'nde denize girmek vb.vb...Okuduğumuz eski romanlar, izlediğimiz eski Türk filmlerinin de etkisiyle bu kültürle özlem bende hiç bitmeyecek. Çok hoyrat dönemlerden geçerken keşke, zaman makinası olsa ve ışınlansak o zamanlara...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



