22 Aralık 2015 Salı

ÇÖP TOPLAYAN ÇOCUK


Geçen gün sabah ayazında küçük, zayıf ve sağlıksız bedeninin nerdeyse dört beş katı büyüklüğünde çöp toplayan bir delikanlıyla göz göze geldim. Üstünde kocaman "I Love You" yazan bir kazak vardı, yazının yanında da kocaman kırmızı bir kalp. Renkleri itibarıyla da nereden baksak bu bir erkek kazağı olamazdı. En fazla lise çağlarında olabilecek yaşlardaydı ve kazağıyla gurur duyduğu her halinden belliydi. Düşündüm, onu bu kadar hayatın genel geçer kurallarından soyutlayan nedenleri. Çöpten bulduğu kazağı, çıplak ayaklı bedeninde eğreti bir şekilde taşıyan bu yaşlardaki bir çocuğun yaşam gailesi hepimizi düşündürmeliydi. Kendimizi sorgulamalıydık. Üzerindeki çöp arabasının ve hayatın yükünün çökerttiği omuzları da. Çok erken büyümek zorunda kalan çocuklarımızdı onlar bizim.

Şöyle veya böyle gelişmişliğimizle övünürken ya da halkın neredeyse tamamına yakınının müslüman olduğu bu topraklarda bu insanların sayısı çok fazla artmıştı. İslam şevkat ve merhamet diniydi oysa. Hiç birimiz doğarken ailemizi seçemiyoruz. Öyleyse makus kaderimizle beraber doğuyoruz. Hangi sosyal tabakaya ait olduğumuz, köylü - kentli, zengin - fakir, doğulu - batılı bizim dışımızda. Kendi çabasıyla bu tabakalar arası geçişkenliği başarabilenler elbette ayrı bir başarı hikayesidir, ancak bunları oranlarsak genel toplamın içinde yüzde kaçtır? Ayrıca herkes bu anlamda başarılı olacak diye bir koşul olmamakla beraber, bu da gerçek bir başarı mıdır tartışılır. Doğduğumuzda hazır bulduğumuz ve bize altın tepside sunulan şartlar değildi başarı. Acaba şanslı mıydık veya şanssız mı?

Dünyanın en güzel şehri diye gururlandığımız İstanbul' a bu çağda hiç yakışmayan bu görüntüler içimizi acıtıyor. Elbette bu insanlar istihdam edilsin ancak çöpler de kategori olarak farklı konteynerlara atılsın. Buna da sıkı denetim ve cezai müeyyideler gelsin. Benim meselem bu değil. Çöpten yiyecek ve öteberi toplamak zorunda kalan insanları düşünmesi gereken ve varlık amacı da zaten refah, huzur, barınma, güvenlik, eğitim, sağlık gibi bireyin temel ihtiyaçlarını karşılamak ve karşılanmasına yönelik ortam hazırlamak olan en başta devletti. Hepimiz elbirliğiyle çocuklarımızı doktor veya mühendis yapmaya çalışırken, ara kademelerde de çalışacak bireylere ihtiyaç olduğunu hep göz ardı ettik. Oysa ne kadar değerli birşeydi, toplumda sevilen, sayılan bir çöp elemanı olmak ya da başka bir meslekten olmak. Fırsat eşitliği sunulsaydı nasıl bir cevher çıkardı bu delikanlıdan? Yitip gitmiş ve günlük en ilkel ihtiyaçlarının derdine düşmüş, art niyetli insanların her an tuzağına düşebilecek bu çocuklar, birgün yitip gittiğinde yine toplum olarak bizim yükümüz, negatifimiz ve utancımız değil miydi? Bu hayata gelmemizin bir nedeni vardı, birilerinin hayatına olabildiği ölçüde dokunabilmek. Toplumun en alt kademesini temsil eden bu insanları, çocukları, gençleri koruyalım, kollayalım, onları meslek sahibi yapalım. Bu bireysel olarak yapılabilecek birşey değil elbet. Bu çok çok büyük bir çerçeve. Sadece konuya dikkat çekmek, sizi de düşündürmek istedim. Yani fotoğrafı doğru çekmeye çalıştım. 

21 Aralık 2015 Pazartesi

MASAJ MASAJ MASAJ


Arada bazen yaklaşık ortalama bir saat, dış dünyanın tüm kargaşasını, tüm stresinizi dışarıda bırakın. Fiziksel, ruhsal, zihinsel arınmaya kucak açın. İnsanlık tarihi kadar eski, Yunanca'da 'yoğurma' anlamına gelen, rahatsızlıklarımıza kesin bir tedavi yöntemi olmayıp ancak tedavinin kolaylaşmasını ve hızlanmasını sağlayan basit gibi görünse de usta ellere bırakılması gereken uygulamaya yani masaja bir şans verin. Hangimiz çocukluğumuzda minik rüşvetler karşılığı yere uzanan büyüklerimizin sırtına, beline çıkmadık, o engebeli sırtta çocuk ayağımızla akrobasi yapmadık? 'Ez ez, biraz sağa, olmadı, biraz sola git, hıh tamam orası' falan gibi uyarıları dikkate almadık?

Alerji, astım gibi rahatsızlığı olanlar ortamdaki kokulu mum, aroma, tütsü gibi kokulara karşı hassas olabilir ve bu önemli bir detaydır. Temiz ve konsepte uygun bir ortam, tertemiz havlular, new age müzik ve parmakları şifalı masajcınız. En az ayda bir kere yaptırılması gereken eylem, fiziksel etkisi maksimum iki günlük rahatlama şeklinde ortaya çıksa da, psikolojik etkisi daha uzun sürer. Her türlü gerginliğin, huysuzluğun ve hatta abartalım, mutsuzluğun izlerinin silinmesine yardımcı olur. Bitiminde açılan gözlerin dünyaya daha parlak bakmasına sebebiyet veren huzurun göbek adı. Hatta bazı masajlarda o süre içinde ruhun bedenden ayrıldığına şahit olabiliriz. Üstüne mis gibi uyku da cilası olur.


Bizde eski zamanlarda masajdan anlaşılan, hamama gidildiğinde "kese - sabunlama - masaj - yıkama" işini topluca yapıp genelde bahşiş usulü çalışan kişilerin eline kendimizi teslim etmekti. Hani erkeğine tellak, kadınına natır dediğimiz. Vücut insanın en önemli ve en özel elbisesidir ve siz ona dokunulmasına izin veriyorsunuz. O halde bu işi yapanların standartları ve denetimi sıkı olmalıdır. Sonuçta yenilenerek yeniden doğmanıza sebep olan ve bağımlılık yaratan bir eylemdir.

Kırıklarda, tümörlerde, hamilelerde, ateşli hastalıklarda uygulanmaz. İsveç masajı, spor masajı, aromaterapi masajı, Thai masajı, refleksoloji, derin doku masajı, anti selülit masajı ve bölgesel masajlar gibi birçok çeşidi vardır. Genel uygulama teknikleri ise sıvazlama, ovma, yoğurma, titretmedir. Uygulamada ise susam yağı, zeytin yağı, hindistan cevizi yağı kullanılabilir. Bunun  yanında çok yorgun ve stresli olanlara lavanta ve okaliptüs yağı kullanabiliriz. Lavanta zihin açıcı, okaliptüs ise bedeni diriltici etkiye sahiptir. Gergin insanları yatıştırmak için bergamot ve yasemin yağı, adet öncesi kadınlarda sinirliliği yatıştırmak için ylang ylang yağı, ağrılar varsa nane yağını öneriyoruz.

Masaj, kilo verme programı uygulayan kişiler tarafından düzenli olarak yaptırıldığında, boşalan yağ hücrelerini sıkıştırarak sarkmalara engel olur. Vücuttaki deformasyonu engeller, kasları rahatır. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Felç, romatizma, kanser vb. gibi hastalıklarda doktor önerisi doğrultusunda yapılan masajlar, hastanın ağrılarını azaltır, beden ve zihin açısından olduğu kadar psikolojik yönden de rahatlamasını sağlar. Masaj yaptıran kişi kendini daha enerjik hisseder. Günümüz hayat şartlarının ortaya koyduğu olumsuz etkilerden (stres, yorgunluk vb.) kişinin uzaklaşmasını sağlar. Baş ağrılarının (migren gibi) doğurduğu atakları azaltır. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Cilde esneklik kazandırır. Metabolizmayı hızlandırır. Bedeninizi ödüllendirin bence geç kalmadınız.


PARFÜM DOSYASI 1


Kokular bazen geçmişle olan bağımız, bazen anneye duyulan özlem, bazen de sevgiliye duyulan şehvetin sebebi olabilir. Burnumuz sayesinde soluduğumuz havanın içinde bulunan milyonlarca hava molekülleri burnun iç kanallarında elekriksel uyarılara dönüşerek beyne ulaşır. Böylece koku alma dediğimiz şey gerçekleşmiş olur. Benim sırf kokusunu çok beğenip de, tanımadığım bir bayana kokusunun markasını sormuşluğum vardır. Doğru cevabı alabildim mi derseniz; HAYIR. Bir tanesi de hatırlamadığını, bugün hangisini sürdüğünü bilemediğini söylemişti. Bana biri sorsa halbuki ne biliyorsam anlatırdım, Allah ne verdiyse artık.

Hani bazı insanlar vardır, kendileri gelmeden daha kokuları ulaşır mekana, parfümü kendisiyle karakterize olmuştur artık, falanca hanım veya bey geliyor deriz daha görmeden. Parfüm konusunda çabuk sıkıldığım için her seferinde değiştiririm. Çok da özdeşleşemem, denenmişi deneyemem. Ha birde çocukluğumuzun, gençliğimizin Brüt, First Class, Old Spice, Azzaro gibi erkek parfümleri ayrı bir efsanedir. Bundan kokmayanları döverlerdi nerdeyse, yani o biçim. Her sosyal statüden ve her yaştan erkek cinsi bunlardan kokardı. Bir kere köydeki erkek berberinde bile tıraş sonrası Brüt kullanıldığına bu gözler şahit olmuştur.

Parfümlerin geçmişi MÖ 4000 'li yıllara dayanır. Modern parfümler ilk olarak Fransa'da 16. yy.'da ortaya çıkmıştır. O zamanlar Fransa'nın sokaklarında açıktan akan kanalizasyonların neden olduğu pis kokudan dolayı insanlar parfüm laboratuvarında üretilen güzel kokulu deri eldivenleri burunlarına tutarak dolaşırlardı. Bugün parfümler insanı, sosyal dünya içerisinde farklı kılabilmek adına önemli bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Kozmetik sektöründe en büyük rekabetin ve prestij savaşlarının olduğu alan parfüm sektörüdür.

Doğal kokular çiçek, baharat, meyve, ağaç kokularıdır. ÇİÇEK Kokularının başlıcaları manolya, lavanta, gül, orkide, zambak, portakal çiçeği, limon çiçeği, yasemindir. MEYVE Kokuları şeftali, portakal, kavun, mandalina, limondur. BAHARAT Kokuları karanfil, zencefil, karabiber ve tarçındır. AĞAÇ Kokuları en başta sandal ağacıdır. 
Çiçek ve meyve kokularının karışımları Oryantal Kokular olarak adlandırılır. İçeriğinde gül esansı olan bir parfümü düşünelim: 1 gr. gül suyu özü elde edebilmek için 2000 adet gül yaprağını destilasyon (bir nevi damıtma) işleminden geçirmek gereklidir. O zaman bu ürünler piyasada elbette pahalı olacaktır.

Parfümlerin en önemli kısmı Extrait dediğimiz Öz'dür. Kaliteli parfümlerde bu oran % 10'un üzerindedir. Yani parfümün etkileyiciliği ile doğru orantılıdır. 

Peki ya kalıcılık nasıl olur? Bunu sağlayabilmek için üreticiler 'Fixative' denilen doğal veya sentetik bağlayıcılar kullanırlar. En meşhur doğal bağlayıcı misk geyiğinin ter bezlerinden elde edilen çok güzel kokulu misk amberidir. En kolay bulunan sentetik bağlayıcı ise gliserindir.

Parfümün son parçası 'Çözücü' dür. Yani değişik derecelerde etil alkol ve su kullanılır. 

Eau de parfüm      : % 10 - 20 parfüm + su ve alkol (Üzerinizde 8 saate kadar kalabilir.)
Eau de toillette      : %  4  - 9  parfüm + su ve alkol (Üzerinizde 4 saate kadar kalabilir.)
Eau de cologne      : %  2  - 5  parfüm +bol su ve az alkol

Peki parfümün notası nedir? İlk sürüldüğü zaman içindeki alkol ve su vücut ısısı tarafından hızla dağıtılır ve uçurulur. Geriye kalan parfüm ise uzun saatler boyunca vücuttan buharlaşarak etrafa yayılır. İyi bir parfüm iyi bir beste gibidir. Buharlaşma hızı ve kokunun gücü, parfümün nota sınıflandırmasını belirler. Her parfüm 3 notadan oluşur. 

ÜST NOTA : Daha ilk kokladığımızda hissedilen yani aslında parfüme en son eklenen esanslardan oluşur. Tüketicinin daha deneme aşamasında aldığı koku olduğu için pazarlaması ve satışı açısından en önem verilen ancak kullanımı sırasında en az etkisi olan kokulardır. Turunçgil, zencefil, orkide, lavanta, bergamut ve gül gibi esanslar kullanılır.

ORTA NOTA : Kalp nota olarak da denilen, üst nota kokuları uçtuktan sonra hissedilmeye başlanan genellikle yumuşak ve çok belirgin olmayan kokuları içerir. Ve alt notaların ilk anda çok da hoş olmayan ancak zamanla güzelleşen kokusunu ortalama 20 dakika ile 1 saat arasında perdeler. Limon çiçeği, portakal, ylang ylang, sardunya, lavanta ve gül tipik orta nota kokularıdır.

ALT NOTA : En kalıcı esanslardır ve daha parfüm üretilirken içeriğe ilk katılandır. Üst nota tamamen ortadan kalkınca ortaya çıkar ve parfümün en önemli kısmıdır. Yani parfümün en karakteristik kısmıdır. Buharlaşması uzun sürer ve tenden en son uzaklaşandır. Parfümün kalbi denilen alt nota, parfümü ilk sıktıktan sonra 2 - 3 saat sonra kokusu ortaya çıkar. Kalıcı, etkileyici ve derin koku aslında alt notaya bağlıdır. Sandal ağacı, vanilya, tarçın alt notada kullanılan esanslardır.
( Parfüm dosyası devam edecek )




12 Aralık 2015 Cumartesi

TIRNAK MODASI "NAİL ART"


Oje, kalıcı oje, takma tırnak, protez tırnak ve tırnak süsleme çılgınlığı öyle bir başını almış gidiyor ki, aklınız mantığınız durabilir. Gelişmelerin hızına ve yağmur gibi gelen yeniliklere yetişemiyorsunuz. Geçen sene eğitimini de aldığım bu alanda kullanılan malzemeler, aletler, aparatların çokluğu ve çeşitliliği başımı döndürdü. Hangi birini, neyi anlatayım? Bilemedim o yüzden sadece bir genel girizgah olsun bu sefer.


Hocanız, yıllardır bu meslekte tecrübeli ve birçok şöhretli isimle çalışmış biri olunca, tüm yeniliklerden haberdar oluyorsunuz. Hayattaki en büyük şansım karşıma çıkan insanların hep işinin ehli ve doğru insanlar olması. Hadi "tırnakta ebru sanatı" nı anladıkta, "tırnak piercingi" ne olmakta? Ve onu takmak için "tırnak makkabı". Benim kopma noktam "olumlu anlamda" tabi, bunu duyduğum andır.


Niye takma tırnak veya protez derseniz bu da farklı bir yazı konusu olabilecek bir soru. Çünkü özellikle gençlerin tırnakları, tırnak yeme alışkanlığını bir kenara koyarak söylüyorum ki, beslenme alışkanlığından mı, hava kirliliğinden mi ya da sürekli bir sınav geçme gailesinin yarattığı psikolojik stresden mi bilinmez ancak çok kötü ve şekilsiz. Bana göre bu hiç de azımsanmayacak bir sağlık problemi ve katlanarak büyüyor. Dolayısıyla tırnak bakımı ve süsleme sanatı tüm sınırları zorluyor. Şöhret dünyasından ilk Hande Yener, bu uygulama ile sektörün bu yönüne dikkat çektirmeyi başardı. Ha bu yöntemleri kullanmak sağlıklı mı? Kimin umurunda, çağımız dış görüntünün çok önemli olduğu zamanlar, kendimizi iyi hissetmemiz dış görüntümüzün iyi olmasıyla alakalı. Ailemizde, sosyal çevremizde, iş ortamımızda ilk görüşte pozitif etki yaratmak kadın, erkek herkesin çabası. Dış görünüş, ilk intibada büyük payı olan ancak "insanlar kıyafetleriyle karşılanır, fikirleriyle uğurlanır" gerçeğini de değiştirmeyen bir algı.




11 Aralık 2015 Cuma

CHASING ICE : "BUZUN PEŞİNDE"


Dünyayı insanoğlu olarak nasıl kendi ellerimizle bitirdiğimizin hikayesi. Görünen o ki hep beraber elbirliğiyle dünyayı yok etmeye devam edeceğiz, ta ki büyük bir afet insanların büyük bir kısmını yok edene kadar. Kibar veya ortalama cümleler kurmayacağım, bilakis sert, vurucu, eleştirel ve dokunaklı ifadelerim olacak. Yığınla ödülü kucaklamış bir belgesel filmden bahsetmek istiyorum. Zamansızlıktan kaç gündür izlemek için fırsat kolluyordum. Eğer izlemezsek insanlığımız yarım kalır, tamamlanamayız. O kadar yani. Elin oğlu idealist, çalışıyor, tarihe geçecek kadar insanlığa faydalı bir katma değer yaratıyor. Buna nasıl saygı duyulmaz? Hep kendi dışımızda olan bitene mevcut sessizliğimiz, duyarsızlığımız nereye kadar? Dar bir dünya görüşüne hapsolmuşluğumuz, aynı gündemlerle boğulmuşluğumuz, hep ayı, haftayı kurtarma telaşlarımız ve sığlığımız. Kısa vadeli menfaatlerimizin peşinde koşma halimiz. Bu ülkede yaşamak hep aynı filmi geriye sarıp sarıp izlemek. Arada gündemimizi değiştirelim derim.


Bu sadece bir belgesel değil, James Balog ve ekibinin Iceberg' lerin olduğu yerlere 25 tane kamerayı koyarak, 5 yıl boyunca binlerce kere fotoğraflamayı başararak, küresel ısınmanın nasıl hızlı ilerlediğini gözler önüne serme hikayesi. Eksi kırk derecede, ekipmanı kurmanın zorluğu, projeyi hayata geçirmenin lojistiği hepsi ayrı bir sıkıntı. Çok büyük zahmetlerle 12 kamera Grönland'a, 2 Montana'ya, 5 İzlanda, 5 kamera da Alaska'ya kurulur. James Balog, bilim adamları veya herkesin "dikkat küresel ısınma var" söylemlerini teorilerle veya bilgisayar modelleriyle değil bizzat dizlerindeki sakatlanmalara rağmen ve ailesinden uzakta geçirdiği uzun zaman dilimlerine inat, gözlemleyerek ve görüntüleyerek aktarmayı amaçlamış. İklim değişikliği kanıtlarıyla sunuluyor. Sırf görselliği için bile izlenebilir. Sadece bir şehir büyüklüğündeki buzulların üç yıl içinde hızla ortadan kaybolması. Yönetmen, yazar Jeff Orlowski' nin çekimlerini yaptığı film, iklim değişikliklerinin ne kadar tehlikeli boyutlarda olduğunu gösterir ve ürperten değişikliği gözler önüne serer.


Özellikle 17'inci ve 64'üncü dakikadaki muazzam tabiat olayını kaçırmayın derim. 39'uncu dakikada buzulların üzerinde rastladığımız, Orta Asya çöllerinden esen yüzey tozu. Yani doğal külün küçük karbon parçacıklarıyla karışmış bileşimi, yangınlardan, eksozlardan, kömür yakıtlı güç ünitelerinden gelen kurum parçacıkları. Simsiyah ve yoğun bir balçık kıvamında buzulları kirletmesinden ziyade siyah olduğu için güneşi buzullara göre daha bir yoğun çektiği için erimeyi de hızlandıran bir faktör. Filmin, 40'ıncı dakikada normal şartlar altında erimede dengenin nasıl sağlanabildiği, ancak ısınmanın arttıği için döngünün artık bozulduğu ve sürekli bir erimenin sözkonusu olduğu beni en çok sarsan kısmıydı.

Sadece bir belgesel değil, aynı zamanda geniş bir kampanyanın da parçası film. Alınabilecek sıradan önlemlerle küresel ısınmayı durdurmak, sosyal medya aracılığı ile siyasileri harekete geçirmek ve çevre olaylarında farkındalık yaratmak başlıca amaçları arasında. Fragman da aşağıda.








7 Aralık 2015 Pazartesi

"MAD MEN" DİZİSİ


Sene 1960' lar, şehir Amerika' da New York, konu ise o yıllar altın çağını yaşayan reklamcılık sektörünün zeki reklamcıları. Öyle çok büyük hikayeler yok ancak küçük hikayelerin detayları diziyi sırtlamakta. Her kahramanın içinde inanılmaz fırtınalar kopar. Oya gibi işlenmiş çok incelikli ve derinlikli bir senaryo. Ve sanat yönetmenliğine şapka çıkarılması gerekenlerden.

2007 yılında ilk sezonu gösterilen bu drama dizisinin yaratıcısı ve yönetmeni Matthew Weiner. Dizi "Sterling Cooper" adlı kurgusal bir reklam şirketinde geçer. Başroldeki üst düzey şirket yöneticisi Don Draper ( Jon Hamm) ve etrafındaki insanlar konu edilmektedir. Altın Küre ve Emmy Ödüllerini silip süpürmüştür dizi. 1950' lerin sonu 60' ların başı olduğu için reklam sektörü yenidir, reklamla ilgili bulunan her fikir tazedir, orjinaldir, kadınlar çok şık, erkekler her daim takım elbiselidir. En çok dikkat çeken de sürekli, kapalı ortamda sigara içilmesidir. Don Draper' in elinde genelde sigara ve viski kadehi hiç düşmez zaten, ancak ultra maskülen tarzının yanında karizmasını da hiç bir kelime tarif edemez kanımca. Herkes havalı, herkes janti arzı endam eder dizide.

Çok yüksek ratingli bir dizi olmamakla beraber benim gibi vintage severler için, o büyülü atmosferi için bile izlenmelidir. Bayılırım böyle dönem dizilerine ve özel çalışmalara. Arka planda çok büyük bir emeğin olduğunu farketmemek imkansız. Ne o öyle şok edici gelişmeleri ne de sürprizli bölüm sonları yoktur. Birçoğuna göre sürükleyici değildir. Olaylardan çok kişilere, kişilerin yaptıklarından çok psikolojilerine odaklanan ağır drama. Dikkatli izlersek o yıllarla ilgili birçok detay öğrenebiliyoruz.


Ana karakterin sağlam duruşu, içinde yaşadığı fırtınalara rağmen zor durumlara getirdiği yaratıcı çözümler ana tema. Geçmişine perde çekmiş, yeni hayatını bir yalanlar zinciri üzerine kurmuş, bu yüzden sert ve taviz vermez görünümünün altında her zaman başa çıkamadığı bir hüzün barındıran kişilik. Belki de bu yüzdendir sık sık ofisindeki koltukta uyuması. Ayrıca ABD' nin fırsatlar ülkesi olma yolunda atılan temellerin bir bir gözler önüne serilmesi, genelde çok farkında olmasak da hayatımızın büyük bir alanını kaplayan 'satış - pazarlama - reklamcılık' gibi alanların nasıl ortaya çıktığına şahit olmak aslında bugüne kadar hiçbir dizinin yapamadığı birşeydir.


Diğer taraftan Don'un karısını oynayan güzeller güzeli Betty ise umutsuz ev kadını olmanın ne menem birşey olduğunu karakterin iç dünyasından kesitlerle çok çarpıcı biçimde önümüze koyar. Alt metinlerinde bile günümüze yönelik birçok mesaj barındıran, yıllar geçtikçe karakterlerin dünya görüşünde gerçekleşebilecek değişiklikleri de keyifle izleyeceğimiz, sayılabilecek birçok örnekten sadece biri olan Kennedy suikastinin Amerikan toplumunu nasıl sarstığına şahit olduğumuz benim mükemmel üstü dizim. Son video da dizinin muhteşem soundtrackı.




İTİNA İLE OMEGA 3 DOSYASI AÇILIR, ANCAK KAPANIR MI ? BENCE KAPANMAZ


Halsizlik çekenler, çok çabuk yorulanlar, sabah yataktan kalkamayanlar, gece uyuyamayanlar, çocuğu olanlar okusun. Ben de aynen böyleydim. Balık yağı kullanmaya başladıktan sonra hayatımın ivmesi değişti. Yorulmuyorsunuz, enerjik oluyorsunuz, önceden sizi geren konulara daha pozitif yaklaşıyorsunuz, sinirlenmiyorsunuz, daha sağlıklı düşünüp konulara çok iyi odaklanıyorsunuz. En komiği bir mutluluk, bir gülümseme hali ki sormayın. Bir neşe, pür neşe.


Sağlığımız için çok önemli, hem çok faydalı, vücuda en çok gerekli olup da vücudun üretemediği, ayrıca dünyada pazar payı olarak sınırları, büyüklüğü tahmin edilemeyen, hesaplanamayan devasa bir alandan bahsetmek istiyorum : Omega 3 mevzusu. Yanlış bilgiler ve yönlendirmeler ortalıkta peynir ekmek gibi maşallah. Başta balık, ceviz ve keten tohumunda bulunur. Elbette hayvansal omega bitkisel olana göre daha kalitelidir. Yağ asitleri ile çevrili olan, vücudumuzun en küçük yapı birimi olan hücrelerimizin içine bir taraftan besinler girer, diğer taraftan zararlı bileşenler dışarı atılır. Hücrede bu görevin yapılmasını sağlayan temel hücre yapı taşı ise yağ asitleridir. Yani omega 3' de bulunan EPA, DHA' dır. Bugün tıp dünyasında otorite kabul edilen Erkan Topuz, Osman Müftüoğlu, Canan Karatay birçok açıklamalarında Omega 3' ün dışarıdan takviye olarak alınmasını, balık yağı hapının mutlaka kullanılması gerektiğini defalarca ifade etmişlerdir. Soğuk denizlerde hatta Kuzey Kutbu'nun balıklarından üretilen balık yağını kullanın çünkü balıklar soğukta çok iyi yağ tutarlar ve en iyi, sağlıklı EPA DHA bu balıklarda bulunur.

Balık yağı, ömrümüz boyunca  kullanılması gereken tek vitamin. Ancak burada yanıldığımız nokta şu. Önemli olan balık yağından ziyade, içindeki bize gerçek faydası olan 'yağ asiti' dediğimiz EPA, DHA' dır. Piyasada satılan birçok markanın kilo aldırmasının da nedeni budur, çünkü içeriğindeki etken maddesi çok azdır. Boşuboşuna yağı yut babam yut.

Dünya Kalp Cemiyeti der ki "her normal, sağlıklı birey günde 1 miligram EPA, DHA almalıdır." Sadece yediğimiz gıdalarla bunu almamız mümkün değil. Düzenli balık yağı kullanarak romatoid artriti, astımı, psikiyatrik rahatsızlıkları, damar tıkanıklığını, kanseri yenebilirsiniz, kalp krizi riskini minimuma indirebilirsiniz. Çağın vebası şekeri kontrol altına alabilirsiniz. Çevremde birçok kişide bunun örneklerini yaşadım. Yaşamadığım, tecrübe etmediğim, emin olmadığım hiçbir şeyi de yazmıyorum. Zamanında ve düzenli, gerektiğinde başka vitaminlerle takviyelerle ve tabiki de doktor kontrolünde alınmalı. Alınmazsa işte böyle kalp krizleri, kanserler ortalığı kasıp kavurur. Japonya' da bu konu tamamen Sağlık Bakanlığı' nın kontrolündedir, bebek doğduktan itibaren balık yağı kullandırılır ve bizim gibi ülkelerde  kalp krizi oranı ölümlerde % 50' lere yakınken Japonya' da % 12' lerdedir.


Bir felsefem vardır : Ölmek korkulacak birşey değildir bende, ancak arızalı ve birinin yardımına muhtaç olarak yaşamayı hiç istemem. Kaderdir, şans veya şanssızlıktır elbette ancak bazı şeyleri de biz hatalar yaparak çekeriz kendi hayatımıza. O zaman da sızlanmayacaksın, aklın ve bilimin gölgesine sığınacaksın.

Faydaları ; Beyni geliştiriyor, görmeyi güçlendiriyor, felç riskini düşürüyor, kalp krizini engelliyor, ritim bozukluklarını azaltıyor, hafızayı destekliyor, kilo verdiriyor, depresyonu önlüyor, eklemleri yağlıyor, kansere karşı güçlendiriyor, kan basıncını dengeliyor, trigliseridi azaltıyor, iyi kolesterolü yükseltiyor, kanı inceltiyor, bağışıklığı güçlendiriyor. Çocuklarda kullanılması kesinlikle çok gereklidir, derslerinde başarılı olabilmeleri omega 3 sayesinde odaklanabilmeleri ile mümkündür. Ergenlikte de boy uzatır. Düzenli kullananların cilt gözenekleri sıkı, kapalı, yüzleri ve bakışları parlaktır. Ne yaptım ettim konuyu yine mutlaka kendi alanıma bağladım.