Cilt Bakımı ve Kozmetik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Cilt Bakımı ve Kozmetik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2017 Salı

SİYAH KREMİM COLLİSTAR


Collistar' ın yani İtalya' da eczanelerde satılan, paraben içermeyen, dermo kozmetik ve organik markasının en son çıkan, krem, serum ve maske şeklindeki üçlü serisi. Yüz, boyun ve dekolteye uygulanır. Yanlış duymadınız krem, serum ve maske, siyah siyah simsiyah. Yüze sürünce şeffaf bir renge dönüşüyor. Evet çok farklı, çünkü son teknoloji.

Her türlü cilt tipi için kullanılabilir. Gözenekleri sıkılaştırır, aydınlık bir ifade verir, içeriğindeki vitaminler cildi besler, hücre yenilenmesini sağlar. Fark, farkedilmeyecek gibi değildir. Bir kere kullanırsınız, bir daha hiç unutmazsınız.





18 Ekim 2016 Salı

BİZ "KARİTE YAĞI" DİYORUZ, SOSYETE İSE "SHEA BUTTER"


Yeryüzünün en fakir ülkelerinden Burkina Faso ve Gine' de ağacın ceviz büyüklüğündeki meyvesinden elde edilir. O ağacın meyve vermesi 25 yıl, ağaçların ömrü ise 250 yıl. Nasıl bir zahmet ve emek artık siz tahmin edin. Resimlere bakınca durum ortada zaten. Okuma - yazma oranının çok düşük olduğu bölge kadınlarının tek geçim kaynağı karite yağı. Ve oranın halkı yüzyıllarca bunu, saf ve katı form şeklinde çatlak, yanık, yara tedavisinde ve cilt nemlendiricisi olarak kullanmış. Yüzümde yağ patlamasıyla oluşan derin yaralar için hiç inanmadan kullandım ve iz bırakmadan kısa sürede geçtiğine şahit oldum. İlk sürünce yağlı gibi olan elinizde iki üç dakika sonra hiç yağ kalmadığını görürsünüz, yani bir zeytinyağı kıvamı gibi asla değil.


Kuru ciltlerde çok iyi bir nem maskesi, el ve tırnak bakımı, ayak ve dirsek bakımında, dudak kremi olarak, haftada bir saç bakımında kullanınız. Saçların kırılmasını, dökülmesini engeller. Yüksek oranda A ve E vitaminleri içerir. Elinize alınca eriyip sıvı hale gelen Karite yağı, çok iyi bir güneş koruyucudur. Merak etmeyin asla gözenekleri tıkamadığı gibi, ciltte elastikiyeti artırır. Nemlendirir, yumuşatır, yeniler, çok iyi besler.

En işlenmemişini alarak, hem en doğalını hem en ekonomik olanını tercih etmiş olursunuz. Doa Kozmetik, Tekin Acar, L'occitane mağazaları en organik olanını bulabileceğiniz, en güvenilir yerler.


12 Nisan 2016 Salı

YENİ ŞİFAHANEM : " HİNDİSTAN CEVİZİ YAĞI "


Yakın bir zamanda arkadaşımla Eyüp' e gitmişken tarihi Osmanlı baharatçısı denilen aktara girdik. Yine onlarca yağı ve otu, bitkiyi faydalarıyla ilgili tecrübe etme çabamızın bir uzantısı olarak "İğde Ağacı Yağı ve Hamamelis Otu" almaya karar verdik. Çoğu şeyi denemiştik çünkü. Verdik de satıcının yüzü görülmeye değerdi. "Abla yüzlerce ürün var bula bula bunu mu almak istediniz? Yerine yok şunu vereyim yok bunu vereyim?" Hiç biz ikna olur muyuz? Hele uzun süredir bunlara kafa patlatıyorken. Tereciye tere satılır mı? O bir söylüyor biz beş. Çok bilmişliğimizle satıcıyı altetmenin verdiği mutlulukla ancak bir o kadar da hayal kırıklığı ile gereksiz başka şeyler alıp çıkmıştık.

Yağlar demişken, hindistan cevizi yağı, İtalyan markası Erboristica' dan. Eczanelerde satılan organik bir marka. Dileyen yiyebilir de, o kadar organik. İçeriğinde bulunan laurik asit ve kaprilik asitten dolayı birçok hastalığa karşı bağışıklığımızı güçlendirir. Çok iyi bir makyaj temizleyici, su ile seyreltilerek ağızda gargara yapılabilir. Çünkü ağızdaki zararlı bakterileri yok ediyor. Göz altı torbaları ve ince çizgileri açmada etkili. Yüze, saça ve tüm cilde de nemlilik vermesi için uygulanabilir. Zayıf ve çabuk kırılan tırnaklara, hamilelikde oluşabilecek çatlaklara önlem olarak, masaj yağı olarak, dudak koruyucu olarak yani daha birçok amaca hizmet edebilir. Tam bir şifahane gibi. Oda sıcaklığında katı bir yağ, sıcakda ise sıvı. Ten hemen emiyor ve hiç öyle vıcık vıcık değil. Kokusunu duysanız dayanamaz hemen alırsınız. Ben aldım, iyiki de almışım. 


27 Şubat 2016 Cumartesi

AZALAN KİRPİKLERİMİZ VE "DERMOZİNC"


Birgün eczanenin önünden geçerken vitrinde gördüm ve bunu denemeliyim dedim. Ne de olsa eczane ürünleri, kozmetik mağaza ürünlerine göre birkaç gömlek üstündü. Bir aydır da kullanıyorum. Varolan mevcut kaş ve kirpiği çoğaltmıyor ancak daha hızlı uzamasını sağlıyor. Normal kirpiklerinizin yanında uzamaya çalışan, yavru kısa kirpikleri görüyorsunuz ve mutlu oluyorsunuz. İfade etmeliyim ki kaşlarıma uygulamadım çünkü benim için gereksiz kategorisindeydi. Kirpiklerim için aldım ve çok da düzenli kullanamadığım halde memnuniyet derecesini sorarsanız on üzerinden yedi diyelim. Düzgün bir kullanımda eminim daha iyi sonuçlar alınır. İnce bir fırçası var ve kolayca kirpik diplerine uyguluyorsunuz. Paraben ve koruyucu madde içermiyor.

Kaş ve kirpiklerimiz en çok stres ve kirli hava nedeniyle kurumadan dolayı dökülüyor. Kirpikde "Anagen" dediğimiz  doğal döngü yani aktif uzama süresi 30 - 45 gündür. Katagen (geçiş, gerileme aşaması) ve Telogen (dinlenme aşaması) süreçleriyle beraber şu sonuca varırız : Bir saç kılı 3 - 6 yıllık bir döngüye sahipken bu kirpikde 3 - 4 aydır. Kirpiğimizin neden saç kılından daha kısa olduğunu şimdi anlamış olduk.

22 Şubat 2016 Pazartesi

İSTENMEYEN TÜYLER VE LAZER ÇILGINLIĞI


Uzun süredir diyorum kendime "Emel seni bu saatten sonra ne motive edebilir?" Bugün arkadaşımın kirpik boyasını silerken birşey oldu. Gözlerini kapatmış ve kendini bana emanet etmişti, daha bir güzelleşeceğini biliyor ancak benim için bundan çok değerli farklı bir durum vardı. Bana güvenmiş ve sessizce beklerken, bu o süreçteki onunla aramdaki görünmez bağlardı. Güvenmek önemli birşeydi ve özeldi. Pamukla göz kapaklarındaki fazlalıkları alırken beynimde bir ışık yandı ve bu işi tutkuyla çok sevdiğimi farkettim ve bu durumun beni çok mutlu ettiğini. Yüreğini koymadığın hiçbir işte iş değildi.

10 Şubat 2016 Çarşamba

" SONYA SKİN CARE COLLECTION " CİLT BAKIM SETİ


Zor değil, zaman alan bir uğraş değil. Kendinizi ödüllendirin, bu iyiliği yapın. Geri dönüşü olmaması mümkün değil. Market veya piyasada satılan ürünleri ben de zaman zaman kullanıyorum. Çok seri üretimin olduğu tüm markalar bana göre biraz da reklam harikasıdır. Raflara girmiş ürünlerin içeriği, uzun süre dayanması için faydalı içeriklerin yanında aynı zamanda kaçınılmaz olarak bol kimyasal yüklüdür. Gerçek faydayı sağlayan içerikler o üründe ne miktarda kullanılmıştır? Bu da beni daha özel ürünlere yönlendiriyor. Tecrübeyle sabit, kullananlar kokusu ve tendeki rahatlama hissi ile kendisiyle tatlı bir bağımlılık oluşturur. Onlar benim elma şekerlerim, vişneli tatlım, oyuncaklarım. Kullanmak bir zorunluluk gibi değil de eğlenceli bir oyun gibidir. Yani benim için öyle.

1. Adım : Cilt Temizleme Losyonu : Küçük bir miktar ile her temizleme sonrasında yüzünüzde harika yumuşaklığı, tazeliği ve arınmışlığı hissedeceksiniz. İşleme boyun ve göğüs dekoltenizi de dahil edin. Gözenekler artık açılmış, cildin de nefes alabildiğini farketmemek imkansızdır. Sanki yüzümüzden büyük bir yük kalkmış gibidir. Suyla arındırdıktan sonra peçete havluyla kurulayın. Nemliliğin geçmesi için bir iki dakika beklemek bir sonraki ürün kullanımı için daha doğru bir zemin hazırlar. Bu uygulamaların hiçbirine göz etrafımız dahil değildir.

2. Adım : Peeling - Cilt Temizleme : İçeriğindeki aloe vera ve doğal jojoba tanecikleri cildimize tazelik, temizlik ve ışıltı verir. Bir nohut tanesi büyüklüğünde elinize alın ve boynunuzu da dahil ederek yuvarlak kas hareketleriyle iki üç dakika ovalama yapın. Böylece ölü derilerden arınmış olursunuz. Derinlemesine bir temizlik olduğu için haftada bir kullanılması tavsiye edilir. Yağlı, kuru ya da hassas ciltler rahatlıkla kullanabilir.

3. Adım : Beyaz Çay Özlü - Tonik : İçeriğindeki  aloe veranın cildi iyileştirici, onarıcı etkisi ve beyaz çayın da nemlendirme ve sıkılaştırıcı etkisi ile cildi temizler ve yeniler. Tonik asla alkol içermez. Pamuğa dökmek yerine avucumuza küçük bir miktar alıp tüm yüze patpatlama hareketleriyle yedirilir ve kuruması beklenir.

4. Adım : Beyaz Çay Özlü Cilt Bakım Serumu : Beyaz çay, mimoza ve antioksidan vitaminlerle formüle edilmiş serumumuz, cildin yenilenmesine, beslenip korunmasına yardımcı olur. Amaç cildi hem dış olumsuz etkilerden korumak ve bir bariyer oluşturmak. Bir sonraki adımımız olan Sonya Cilt Kremi' nin kullanımı için yardımcı bir ürün olarak da zemin hazırlar. Ne kadar çok ürün karışımı o kadar başarılı sonuç.

5. Adım : Cilt Kremi : Cilt bakımımızın son aşamasına geldik. Parmağımızı kreme daldırmadan içindeki mevcut minik spatula ile bir mercimek tanesi büyüklüğündeki kremi yüzümüze uygularız. Elimizin kimyası kreme geçeceği için, bu kuralı her krem kullanımımızda yapmalıyız. Yani ne ürün kullanıyor olsak da parmak asla ürüne daldırılarak alınmaz. Faydası nedir derseniz yine cildi canlandırıcı, yapılandırıcı, güçlendirici özelliklere sahip bitkisel özler, beyaz çay ve nemlendiriciler içermektedir.



13 Ocak 2016 Çarşamba

ALKOLÜN YARARLARI


- "Günlük hayatın sıkıntısından biraz silkeler insanı, herşeyin aynı olmasından. Kişiyi bedenin ve aklın dışına çıkarıp duvara yapıştırır. Sanırım içmek, ertesi sabah tekrar hayata dönülebilen ve her gün tekrarlanabilen bir intihar şeklidir".
- "Alkol özgürlüktür benim için, çünkü ben esas olarak içine kapanık mahçup biriyim. Oysa alkol bana bir kahraman olma, pervasızca işler yapıp uzay ve mekanda uzun adımlarla yürüme fırsatı tanır."            
                                                                                                                         Charles Bukowski

Herşeyi unutturur, çevreyi takmazsın ve sonsuza kadar mutlu olacakmışsın gibi gelir. İtirafları kolaylaştırır, keyif verir, yatıştırır. Dozunda alındığında, canlılık verir, insanı iyimser, neşeli ve konuşkan yapar. Kişiler arası ilişkileri kolaylaştırır, çekingenligi giderir, kendine güveni artırır. Sıkıntıları unutturur, gerginliği ortadan kaldırır. Kan yapar, kafa yapar, öksürüğe iyi gelir, ısıtır, damar ve nefes açar, yok efendim böbrek taşı düşüttürür. Bak sen, daha neler. Mış, muş..


Hiç içmemiş ve kokusundan, tadından nefret eden biri olarak derim ki "içmeyiniz". Evde her tür kadeh takımları vardır da hala hangisi neye kullanılır tam bilmem. Beyin lobum bu bilgiye kapatmış kendini, ne yapayım. Zararlarını saymaya parağraflar yetmez. Mutluluğu ve keyfi hayatın farklı açılımlarında arayınız. Beyin hücrelerim benim çok değerli, ölünce yerine yenisi gelmiyor biliyorsunuz. Bedenimiz ve aklımız bize tabiatın bir armağanı ve de bir emanet. İnancım gereği mi? Öncelikle kendime ve çevreme verdiğim değer ve saygı gereği bu böyle. Yok ben az içiyorum, yok sosyal içiciyim. Geçiniz bunları. Bu kendini kandırmaktan başka bir işe yaramaz. Bu işler hep bu illüzyonla  başlar. Elbette kendini sınırlayabilenlere sözüm olmaz.

Hele kadınları bu konuda hiç anlayamamışımdır. İyi cesaret. Sen kendini yavaş yavaş bitiriyorsun, bağışıklık ve sinir sistemini çökertiyorsun. Asıl gerçek geri dönüşlerle yaşın ilerledikçe daha iyi yüzleşeceksin ve artık ne yapsan da geri dönüşü olmayan bir yola girmişsindir. Sonucu hiç de iyi olmayan, çok karanlık ve dar bir tüneldir bu. Cilt analizlerinde iyice öğrendim, kadın veya erkek içenle içmeyen çok bariz metrelerce uzaktan dahi anlaşılabiliyor. En olmadı gözlerin seni ele veriyor. Anlamadığım bu kadar mı, iradene sahip olamıyorsun? Bence bu basit konuda bile zayıfsan hiçbir şeyine de sahip değilsin. Söylediklerin de inandırıcı değil, sana saygı duymamı, seni dinlememi veya ciddiye almamı bekleme benden. Ha kızabilirsin, hatta sayfamdan hemen uzaklaşabilirsin. Ben hayatın realitesindeyim, duygusallığında veya postmodernliğinde değil. Arabesk, sadece öyle dinle ve geç şarkılardan ibarettir bende. Çok sevdiğim Müslüm abimdir. Modern olduğunu iddia edip, acıma ve acındırma tavırları içeren, masa başında dünyaları kurtaran arabesk tavırlar veya söylemler hele hiç değildir. Bu dünyada, ne acılar yaşayan insanlar var, dön bir bak, biraz empati yap. Bir coğrafyada evini terketmek zorunda kalanlar, hergün bomba, silah sesleriyle yaşamak zorunda kalanlar, bir diğerinde hergün açlık sınırında yaşayanlar...



Aman ya da ne istiyorsan onu yap, herkes kendinden sorumlu nasılsa. Sen kendini kendinde tüketmeye devam et. Bence hiç sakıncası yok. Başına gelenlerde benden bir merhamet veya acıma hissi bekleme. Sakın anlatma, dertlenme ve de sızlanma. Bunları dinlemeye vaktim bile yok. Çok katıyım bu konuda. Derler ya "mezardan babam çıksa" bile bu böyledir. Arkadaşım veya akrabam hiç farketmez. Allahın işine karışılmaz tabi ki ancak ileride olacak olanlar için "oh çok iyi olmuş, pek de güzel olmuş" diyeceğim ve arkamı dönüp yoluma devam edeceğim.





6 Ocak 2016 Çarşamba

KİLO VERMEK ÜZERİNE


Şimdi zannediyorsunuz ki, şunu yemeyelim, bunu yapalım diyeceğim. Hiç de yapamam. Herkesin diyet uzmanı olduğu bir toplumda bana söz düşmez. Ben de son bir yılda epey kilo vermiş biriyim. Hiçbir şey yapmadım sadece yediklerimi azalttım. Âhkam kesemem tabi ancak minik doneleri verebilirim. Ben işin teknik değil psikolojik boyutundayım. Yani şu ; konuyu bazen çok umursayıp bazen de hiç umursamadığımın özetidir bu.

Bizim toplumun bir huyu var. Arkadaşını, tanıdığını görüyorsun, daha yeni karşılaşmışsın ilk sözü "kilo almışsın" veya tersi "kilo vermişsin". İkisini de duymaktan hoşlanmıyorum. Yani nedir bu takıntı kardeşim. Ana sütü gibi helal kendi ekmeğimi yiyiyorum. Oh afiyet olsun kendime. Dünya kadar önemli mevzuların arasında herşeyi boşvermişiz, bir bu konuya takıntılıyız. Çok sağlıklı bir toplumuz ya. O yüzden zaten sokağa çıktığımızda çoğu kadın ve erkekler maşallah filinta gibi. Kiloyu alan biri biliyor zaten kendini, bir de senin hatırlatmana gerek yok ki. Belki bir sıkıntısı var, belki bir ilaç kullanmak zorunda, gitmeyin bu kadar üzerine. Ayrıca herkesin genetik kodları o kadar da şanslı değil. Aldığında durmadan hatırlatanlar verdiğinde hiç konuyu açmıyorlar nedense. 

Çoğunluğun günde üç dört ilacı hüplettiği, her iki kişiden birinin anti depresan ilaçları kullandığı güzel ülkemin herşeyi bir kenara bırakıp sırf bu meseleye odaklanması da ayrı bir doktora tezi konusu olmalıdır zannımca. Ah zavallı SSK sen batmalısın, oluk oluk ilacın tüketildiği toplumumuzda, bu senin makus kaderindir. Tanıdığını görüpte, 'nereye' diye sorduğunda 'doktora ilaç yazdırmaya' cevabını hepimiz çok duymuşuzdur. Böyle birşey dünyada nerede var allah aşkına. Üstelik devamlı ilaç kullanıyorsun da hastalığın geçiyor mu? Hayır! İlaç da bir nevi kimyasal değil mi? Bir yeri onarırken diğer yerleri harap etmiyor mu? Hatta bazılarında uyuşturucu içerikler mevcut. Yapacak birşey yok tabi, hastalık gelmiş bir kere. Yani asıl kafa yorulması gereken mevzu budur. Niçin bu kadar şeker, tansiyon, kanser, obezite, astım gibi rahatsızlıklar korkunç bir hızla artıyor? Ergenliğe girme yaşı çok düştü. Bebekler daha doğarken astım, alerji hastası. Birileri bizim genetik kodlarımızı darma duman etti sanki. Bunu hiç düşündünüz mü? Toplumun içine bir virüs girdi sanki ve durumu toparlayamıyoruz. Dünyada tıp fakültelerinde okutulan 'besin destekleri' bizde okutulmuyor. Öncelikle bunlar hayat boyu kullanılmalı ki hastalıkların önü kesilsin, yani ilaç son çare olmalıdır. Diyetisyenlerin, dahiliye doktorundan daha çok önemsenip itibar gördüğü ülkeyiz biz.


Aman hele biz kadınlar arasında ne büyük bir kıskançlık konusudur. Bunu bana devamlı hatırlatanlar bayağı bir "gürbüzler" şu an. Ne eğlenceli. Bu fikri kafama zorla onlar soktu, benim bir suçum yok yani, masumum. Keyifli zamanlarımdayım şükür, sağlık iksirli limonlu-su kadehimi onlara kaldırıyorum. Sadece son üç kilom kaldı. Epeydir buralarda oyalanıyorum ancak altını çiziyorum istediğim için böyle. Malum borsa endeksi gibi destekler ve dirençler var, son desteğimde epeydir tutunuyorum, bir gayretle onu da hızlıca aşağı kıracağım elbet. Hem çok zayıf ve hem kilolu olma halini de yaşamış biri olarak konunun öneminin farkındayım tabi. Siz nasıl ve ne şekilde mutluysanız öyle olun. Kim yazmış bu kuralları, kanun mu yani? Ancak çok hareketli olmak ve yürüyüşü hiçbir dönemde aksatmamak, asansör kullanmamak çok güzel. Bu da insanı çok zinde tutan bir alışkanlık.


Aynı yaşta, boyda ve benzer kilolarda olduğum komşum var. Devamlı birbirimizi motive ediyoruz. Bazen ben onu geçiyorum kilo vermede bazen o beni. Değil kıskanmak hep destek, hep moral. O verdikçe ben motive oluyorum. Onu gördükçe kendime daha çok inanıyorum. Demek ki oluyormuş diyorum. Aynı şeyi o da benim için söylüyor. Şimdi bana fark attı, üç kilo, ne güzel, onun azmiyle gurur duyuyorum ve örnek alıyorum. Çalışan başarır. Yani konuya ben böyle bakıyorum. Eğleniyorum. Siz de böyle bakın.


21 Aralık 2015 Pazartesi

MASAJ MASAJ MASAJ


Arada bazen yaklaşık ortalama bir saat, dış dünyanın tüm kargaşasını, tüm stresinizi dışarıda bırakın. Fiziksel, ruhsal, zihinsel arınmaya kucak açın. İnsanlık tarihi kadar eski, Yunanca'da 'yoğurma' anlamına gelen, rahatsızlıklarımıza kesin bir tedavi yöntemi olmayıp ancak tedavinin kolaylaşmasını ve hızlanmasını sağlayan basit gibi görünse de usta ellere bırakılması gereken uygulamaya yani masaja bir şans verin. Hangimiz çocukluğumuzda minik rüşvetler karşılığı yere uzanan büyüklerimizin sırtına, beline çıkmadık, o engebeli sırtta çocuk ayağımızla akrobasi yapmadık? 'Ez ez, biraz sağa, olmadı, biraz sola git, hıh tamam orası' falan gibi uyarıları dikkate almadık?

Alerji, astım gibi rahatsızlığı olanlar ortamdaki kokulu mum, aroma, tütsü gibi kokulara karşı hassas olabilir ve bu önemli bir detaydır. Temiz ve konsepte uygun bir ortam, tertemiz havlular, new age müzik ve parmakları şifalı masajcınız. En az ayda bir kere yaptırılması gereken eylem, fiziksel etkisi maksimum iki günlük rahatlama şeklinde ortaya çıksa da, psikolojik etkisi daha uzun sürer. Her türlü gerginliğin, huysuzluğun ve hatta abartalım, mutsuzluğun izlerinin silinmesine yardımcı olur. Bitiminde açılan gözlerin dünyaya daha parlak bakmasına sebebiyet veren huzurun göbek adı. Hatta bazı masajlarda o süre içinde ruhun bedenden ayrıldığına şahit olabiliriz. Üstüne mis gibi uyku da cilası olur.


Bizde eski zamanlarda masajdan anlaşılan, hamama gidildiğinde "kese - sabunlama - masaj - yıkama" işini topluca yapıp genelde bahşiş usulü çalışan kişilerin eline kendimizi teslim etmekti. Hani erkeğine tellak, kadınına natır dediğimiz. Vücut insanın en önemli ve en özel elbisesidir ve siz ona dokunulmasına izin veriyorsunuz. O halde bu işi yapanların standartları ve denetimi sıkı olmalıdır. Sonuçta yenilenerek yeniden doğmanıza sebep olan ve bağımlılık yaratan bir eylemdir.

Kırıklarda, tümörlerde, hamilelerde, ateşli hastalıklarda uygulanmaz. İsveç masajı, spor masajı, aromaterapi masajı, Thai masajı, refleksoloji, derin doku masajı, anti selülit masajı ve bölgesel masajlar gibi birçok çeşidi vardır. Genel uygulama teknikleri ise sıvazlama, ovma, yoğurma, titretmedir. Uygulamada ise susam yağı, zeytin yağı, hindistan cevizi yağı kullanılabilir. Bunun  yanında çok yorgun ve stresli olanlara lavanta ve okaliptüs yağı kullanabiliriz. Lavanta zihin açıcı, okaliptüs ise bedeni diriltici etkiye sahiptir. Gergin insanları yatıştırmak için bergamot ve yasemin yağı, adet öncesi kadınlarda sinirliliği yatıştırmak için ylang ylang yağı, ağrılar varsa nane yağını öneriyoruz.

Masaj, kilo verme programı uygulayan kişiler tarafından düzenli olarak yaptırıldığında, boşalan yağ hücrelerini sıkıştırarak sarkmalara engel olur. Vücuttaki deformasyonu engeller, kasları rahatır. Bağışıklık sistemini kuvvetlendirir. Felç, romatizma, kanser vb. gibi hastalıklarda doktor önerisi doğrultusunda yapılan masajlar, hastanın ağrılarını azaltır, beden ve zihin açısından olduğu kadar psikolojik yönden de rahatlamasını sağlar. Masaj yaptıran kişi kendini daha enerjik hisseder. Günümüz hayat şartlarının ortaya koyduğu olumsuz etkilerden (stres, yorgunluk vb.) kişinin uzaklaşmasını sağlar. Baş ağrılarının (migren gibi) doğurduğu atakları azaltır. Vücuttan toksinlerin atılmasına yardımcı olur. Cilde esneklik kazandırır. Metabolizmayı hızlandırır. Bedeninizi ödüllendirin bence geç kalmadınız.


PARFÜM DOSYASI 1


Kokular bazen geçmişle olan bağımız, bazen anneye duyulan özlem, bazen de sevgiliye duyulan şehvetin sebebi olabilir. Burnumuz sayesinde soluduğumuz havanın içinde bulunan milyonlarca hava molekülleri burnun iç kanallarında elekriksel uyarılara dönüşerek beyne ulaşır. Böylece koku alma dediğimiz şey gerçekleşmiş olur. Benim sırf kokusunu çok beğenip de, tanımadığım bir bayana kokusunun markasını sormuşluğum vardır. Doğru cevabı alabildim mi derseniz; HAYIR. Bir tanesi de hatırlamadığını, bugün hangisini sürdüğünü bilemediğini söylemişti. Bana biri sorsa halbuki ne biliyorsam anlatırdım, Allah ne verdiyse artık.

Hani bazı insanlar vardır, kendileri gelmeden daha kokuları ulaşır mekana, parfümü kendisiyle karakterize olmuştur artık, falanca hanım veya bey geliyor deriz daha görmeden. Parfüm konusunda çabuk sıkıldığım için her seferinde değiştiririm. Çok da özdeşleşemem, denenmişi deneyemem. Ha birde çocukluğumuzun, gençliğimizin Brüt, First Class, Old Spice, Azzaro gibi erkek parfümleri ayrı bir efsanedir. Bundan kokmayanları döverlerdi nerdeyse, yani o biçim. Her sosyal statüden ve her yaştan erkek cinsi bunlardan kokardı. Bir kere köydeki erkek berberinde bile tıraş sonrası Brüt kullanıldığına bu gözler şahit olmuştur.

Parfümlerin geçmişi MÖ 4000 'li yıllara dayanır. Modern parfümler ilk olarak Fransa'da 16. yy.'da ortaya çıkmıştır. O zamanlar Fransa'nın sokaklarında açıktan akan kanalizasyonların neden olduğu pis kokudan dolayı insanlar parfüm laboratuvarında üretilen güzel kokulu deri eldivenleri burunlarına tutarak dolaşırlardı. Bugün parfümler insanı, sosyal dünya içerisinde farklı kılabilmek adına önemli bir faktör olarak öne çıkmaktadır. Kozmetik sektöründe en büyük rekabetin ve prestij savaşlarının olduğu alan parfüm sektörüdür.

Doğal kokular çiçek, baharat, meyve, ağaç kokularıdır. ÇİÇEK Kokularının başlıcaları manolya, lavanta, gül, orkide, zambak, portakal çiçeği, limon çiçeği, yasemindir. MEYVE Kokuları şeftali, portakal, kavun, mandalina, limondur. BAHARAT Kokuları karanfil, zencefil, karabiber ve tarçındır. AĞAÇ Kokuları en başta sandal ağacıdır. 
Çiçek ve meyve kokularının karışımları Oryantal Kokular olarak adlandırılır. İçeriğinde gül esansı olan bir parfümü düşünelim: 1 gr. gül suyu özü elde edebilmek için 2000 adet gül yaprağını destilasyon (bir nevi damıtma) işleminden geçirmek gereklidir. O zaman bu ürünler piyasada elbette pahalı olacaktır.

Parfümlerin en önemli kısmı Extrait dediğimiz Öz'dür. Kaliteli parfümlerde bu oran % 10'un üzerindedir. Yani parfümün etkileyiciliği ile doğru orantılıdır. 

Peki ya kalıcılık nasıl olur? Bunu sağlayabilmek için üreticiler 'Fixative' denilen doğal veya sentetik bağlayıcılar kullanırlar. En meşhur doğal bağlayıcı misk geyiğinin ter bezlerinden elde edilen çok güzel kokulu misk amberidir. En kolay bulunan sentetik bağlayıcı ise gliserindir.

Parfümün son parçası 'Çözücü' dür. Yani değişik derecelerde etil alkol ve su kullanılır. 

Eau de parfüm      : % 10 - 20 parfüm + su ve alkol (Üzerinizde 8 saate kadar kalabilir.)
Eau de toillette      : %  4  - 9  parfüm + su ve alkol (Üzerinizde 4 saate kadar kalabilir.)
Eau de cologne      : %  2  - 5  parfüm +bol su ve az alkol

Peki parfümün notası nedir? İlk sürüldüğü zaman içindeki alkol ve su vücut ısısı tarafından hızla dağıtılır ve uçurulur. Geriye kalan parfüm ise uzun saatler boyunca vücuttan buharlaşarak etrafa yayılır. İyi bir parfüm iyi bir beste gibidir. Buharlaşma hızı ve kokunun gücü, parfümün nota sınıflandırmasını belirler. Her parfüm 3 notadan oluşur. 

ÜST NOTA : Daha ilk kokladığımızda hissedilen yani aslında parfüme en son eklenen esanslardan oluşur. Tüketicinin daha deneme aşamasında aldığı koku olduğu için pazarlaması ve satışı açısından en önem verilen ancak kullanımı sırasında en az etkisi olan kokulardır. Turunçgil, zencefil, orkide, lavanta, bergamut ve gül gibi esanslar kullanılır.

ORTA NOTA : Kalp nota olarak da denilen, üst nota kokuları uçtuktan sonra hissedilmeye başlanan genellikle yumuşak ve çok belirgin olmayan kokuları içerir. Ve alt notaların ilk anda çok da hoş olmayan ancak zamanla güzelleşen kokusunu ortalama 20 dakika ile 1 saat arasında perdeler. Limon çiçeği, portakal, ylang ylang, sardunya, lavanta ve gül tipik orta nota kokularıdır.

ALT NOTA : En kalıcı esanslardır ve daha parfüm üretilirken içeriğe ilk katılandır. Üst nota tamamen ortadan kalkınca ortaya çıkar ve parfümün en önemli kısmıdır. Yani parfümün en karakteristik kısmıdır. Buharlaşması uzun sürer ve tenden en son uzaklaşandır. Parfümün kalbi denilen alt nota, parfümü ilk sıktıktan sonra 2 - 3 saat sonra kokusu ortaya çıkar. Kalıcı, etkileyici ve derin koku aslında alt notaya bağlıdır. Sandal ağacı, vanilya, tarçın alt notada kullanılan esanslardır.
( Parfüm dosyası devam edecek )




7 Aralık 2015 Pazartesi

İTİNA İLE OMEGA 3 DOSYASI AÇILIR, ANCAK KAPANIR MI ? BENCE KAPANMAZ


Halsizlik çekenler, çok çabuk yorulanlar, sabah yataktan kalkamayanlar, gece uyuyamayanlar, çocuğu olanlar okusun. Ben de aynen böyleydim. Balık yağı kullanmaya başladıktan sonra hayatımın ivmesi değişti. Yorulmuyorsunuz, enerjik oluyorsunuz, önceden sizi geren konulara daha pozitif yaklaşıyorsunuz, sinirlenmiyorsunuz, daha sağlıklı düşünüp konulara çok iyi odaklanıyorsunuz. En komiği bir mutluluk, bir gülümseme hali ki sormayın. Bir neşe, pür neşe.


Sağlığımız için çok önemli, hem çok faydalı, vücuda en çok gerekli olup da vücudun üretemediği, ayrıca dünyada pazar payı olarak sınırları, büyüklüğü tahmin edilemeyen, hesaplanamayan devasa bir alandan bahsetmek istiyorum : Omega 3 mevzusu. Yanlış bilgiler ve yönlendirmeler ortalıkta peynir ekmek gibi maşallah. Başta balık, ceviz ve keten tohumunda bulunur. Elbette hayvansal omega bitkisel olana göre daha kalitelidir. Yağ asitleri ile çevrili olan, vücudumuzun en küçük yapı birimi olan hücrelerimizin içine bir taraftan besinler girer, diğer taraftan zararlı bileşenler dışarı atılır. Hücrede bu görevin yapılmasını sağlayan temel hücre yapı taşı ise yağ asitleridir. Yani omega 3' de bulunan EPA, DHA' dır. Bugün tıp dünyasında otorite kabul edilen Erkan Topuz, Osman Müftüoğlu, Canan Karatay birçok açıklamalarında Omega 3' ün dışarıdan takviye olarak alınmasını, balık yağı hapının mutlaka kullanılması gerektiğini defalarca ifade etmişlerdir. Soğuk denizlerde hatta Kuzey Kutbu'nun balıklarından üretilen balık yağını kullanın çünkü balıklar soğukta çok iyi yağ tutarlar ve en iyi, sağlıklı EPA DHA bu balıklarda bulunur.

Balık yağı, ömrümüz boyunca  kullanılması gereken tek vitamin. Ancak burada yanıldığımız nokta şu. Önemli olan balık yağından ziyade, içindeki bize gerçek faydası olan 'yağ asiti' dediğimiz EPA, DHA' dır. Piyasada satılan birçok markanın kilo aldırmasının da nedeni budur, çünkü içeriğindeki etken maddesi çok azdır. Boşuboşuna yağı yut babam yut.

Dünya Kalp Cemiyeti der ki "her normal, sağlıklı birey günde 1 miligram EPA, DHA almalıdır." Sadece yediğimiz gıdalarla bunu almamız mümkün değil. Düzenli balık yağı kullanarak romatoid artriti, astımı, psikiyatrik rahatsızlıkları, damar tıkanıklığını, kanseri yenebilirsiniz, kalp krizi riskini minimuma indirebilirsiniz. Çağın vebası şekeri kontrol altına alabilirsiniz. Çevremde birçok kişide bunun örneklerini yaşadım. Yaşamadığım, tecrübe etmediğim, emin olmadığım hiçbir şeyi de yazmıyorum. Zamanında ve düzenli, gerektiğinde başka vitaminlerle takviyelerle ve tabiki de doktor kontrolünde alınmalı. Alınmazsa işte böyle kalp krizleri, kanserler ortalığı kasıp kavurur. Japonya' da bu konu tamamen Sağlık Bakanlığı' nın kontrolündedir, bebek doğduktan itibaren balık yağı kullandırılır ve bizim gibi ülkelerde  kalp krizi oranı ölümlerde % 50' lere yakınken Japonya' da % 12' lerdedir.


Bir felsefem vardır : Ölmek korkulacak birşey değildir bende, ancak arızalı ve birinin yardımına muhtaç olarak yaşamayı hiç istemem. Kaderdir, şans veya şanssızlıktır elbette ancak bazı şeyleri de biz hatalar yaparak çekeriz kendi hayatımıza. O zaman da sızlanmayacaksın, aklın ve bilimin gölgesine sığınacaksın.

Faydaları ; Beyni geliştiriyor, görmeyi güçlendiriyor, felç riskini düşürüyor, kalp krizini engelliyor, ritim bozukluklarını azaltıyor, hafızayı destekliyor, kilo verdiriyor, depresyonu önlüyor, eklemleri yağlıyor, kansere karşı güçlendiriyor, kan basıncını dengeliyor, trigliseridi azaltıyor, iyi kolesterolü yükseltiyor, kanı inceltiyor, bağışıklığı güçlendiriyor. Çocuklarda kullanılması kesinlikle çok gereklidir, derslerinde başarılı olabilmeleri omega 3 sayesinde odaklanabilmeleri ile mümkündür. Ergenlikte de boy uzatır. Düzenli kullananların cilt gözenekleri sıkı, kapalı, yüzleri ve bakışları parlaktır. Ne yaptım ettim konuyu yine mutlaka kendi alanıma bağladım.






30 Kasım 2015 Pazartesi

EN MASUM UYGULAMA : PRP




Kişiden alınan kanın özel bir tüpe konularak santrfüj edildikten sonra elde edilen platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın yine aynı kişiye enjeksiyon yoluyla geri verilmesidir. Derma kozmetik alanında mucizevi bir tedavi yöntemidir. Yoğun olarak yüz mezoterapisi ve saç dökülmesi tedavisinde kullanılmaktadır. PRP tedavisinde elde edilen bu plazmada, yoğun miktarda trombosit (pıhtı hücreleri) ve lökositler (beyaz kan hücreleri) mevcuttur. Aktive olmuş trombositler ve lökositler büyüme faktörleri salgılar. PRP yönteminde, büyüme faktörleri kök hücrelerin göçünü ve çoğalmasını tetikler. Böylece dokuda yenilenme meydana geldiği düşünülmektedir. Bu yöntemin en önemli avantajı, hastanın kendi kanından elde edilmiş olması ve alerji riski taşımamasıdır. 

PRP tedavisinde cilt yenilenmesi kalıcıdır. Ancak yaşlanma süreci devam ettiği için devamı gereklidir. Estetik dünyasına adım atacaksam en masumu ve en yan etkisiz olan bu yöntemi tercih ederim ve mutlaka burada da deneyimlerimi paylaşırım. Yaptıranlardan biliyorum, insanın kanının kendisine ne kadar faydalı olduğunu görseniz şaşarsınız. Cilt yeniden yapılanıyor, parlıyor ve gençleşiyor.

PRP medikal bir uygulamadır ve mutlaka doktor tarafından uygulanmalıdır. Minik iğnelerle yaklaşık yarım saat süren bir uygulama ve çok az acı oluyor elbette. PRP, yani trombositi bol olan kısım ya mezoterapi yöntemiyle yüz, boyun, saç vs istenen bölgeye uygulanıyor. Böylece dokulardaki hasarın ya da yaşlanmanın etkilerini geriye çevirecek doğal büyüme faktörleri istenen bölgeye verilmiş oluyor.









19 Kasım 2015 Perşembe

MUCİZE MOLEKÜL HYALURONİK ASİT


Vücudumuzdaki en yaygın doku "bağ dokusu"dur. Bu dokunun kötü tarafı hücre sayısı az, iyi tarafı ara maddesi ve lifi çoktur. Bağ dokusu ne yapar? Kemik, kas, kan damarı, sinir gibi birçok dokunun bütünlüğünü sağlar, yani inşaattaki çimento gibidir. Çimentonun içindeki farklı bileşenlerden en önemli ve hayati öneme sahip olan organik bileşen, hyaluronik asittir.

Cildin yaşlanmasının nedenlerinden biri de hyaluronik asit stokunun azalmasıdır. 25 yaşından sonra üretimi azalmaktadır. Bu molekülün kendi ağırlığının 1000 katı fazla su tutma özelliğine sahip. Bu da deriye sürekli bir nemlilik sağlıyor ve cildi genç gösteriyor. Hyaluronik asitli kremler, serumlar derinin nem oranını artırır, deri üzerinde ince bir tabaka oluşturur, yumuşaklık ve esneklik kazandırır. Ancak dışarıdan verilen ürünlerin deri altına hapsolması ve etki etmesi, kalıcılığı daha zordur.

Yumuşak jel tablet şeklinde ağız yoluyla da alınabilir. Ben bu ikinci şıkkı tercih edenlerdenim, geçen yıl bir kutu kullandım ve çok memnun kaldım. Cildime hiç krem sürmesem de çok nemlilik hissi verdi. GNC, SOLGAR, FOREVER markası piyasanın en iyisi. Derin çizgileri ve cilt tonunuzda matlık istemiyorsanız sözüm size, daha parlak, genç, canlı, elastik bir cilt için kullanın derim. Ayrıca eklemlerin yağlanmasını da sağlar. İnsan gözünün % 80' inin hyaluronik asitten oluştuğu düşünülürse kullanımında gözün daha iyi görmesinde de çok etkilidir. Doğal yollardan ise paça, incik gibi kıkırdaklı ve kemikli etlerin suyu da hyaluronik asit takviyesi için yardımcı olacaktır.




14 Kasım 2015 Cumartesi

AYAK SAĞLIĞI



Anlattığım herşey tecrübeyle sabittir. Çok fazla karışımlar içeren, maske, kür tariflerim var ancak bunları şimdilik paylaşmıyorum. Mümkün olan en sade en basit tariflere devam. Ayaklarımız, tüm yükümüzü taşısalar da, güzellik ve moda uğruna giydiğimiz dar ve yüksek topuklu ya da çok düz ayakkabılar ile en ihmal ettiğimiz organımızdır. Öncelikle aynı ayakkabı iki gün üstüste giyilmemelidir. Çünkü ayağın nemini alan ayakkabı bir gecede kurumayabilir. Nemli ve kapalı ortam her zaman sağlıksız bir ortamdır ayaklar için. İkincisi ayakkabının topuk meselesinde. Yani aman bunlar çok rahat geliyor diye sürekli aynı ayakkabıyı giymek çok sakıncalı. Örneğin bir gün babet veya türevleri gibi düz ayakkabı giyildiyse, ikinci gün alçak topuk, yüksek topuk, spor ayakkabı, dolgu topuk vb. yani farklı topuklar farklı yapıda ayakkabılar tercih edilmelidir. Ayak tabanı, bileği ve parmak sağlığımız için bunları yapalım. Ayak bileğimizi hergün şaşırtmalıyız.

"Çay ağacı yağı" diye birşey var, mikrop öldürücü, antiseptik, mantar, bakteri, virüslere karşı koruma duvarı oluşturuyor, ayak parmaklarınız özellikle de tırnaklarınız için mutlaka kullanın derim. Çok muhteşem bir ürün, kokusu da mis.

Refleksoloji ise ayak tabanındaki refleks noktalarına, el ve parmak teknikleriyle basınç yaparak uygulanan kökeni Çin'e dayanan 5000 yıllık bir uygulama. Seans boyunca ayaktaki tüm refleks noktaları el hareketleriyle tek tek uyarılıyor. Ayak masajı ve bakımı ile ölü deriden arındırarak nefes almasını sağlıyoruz. Ayak masajı kan dolaşımını düzenler, ödemi atar, yorgunluğu alır ve sonuç olarak kişiyi rahat, hafif ve mutlu hissettirir. Bu çağda yeni yaşam tarzıyla beraber o kadar ihtiyaç ki bu konular o yüzden her köşe başında 'Ayak Sağlığì Merkezleri' açılmaktadır.


8 Kasım 2015 Pazar

DÜNYANIN EN SAF BESİNİ : ARI SÜTÜ (ROYAL JELLY)

Milyonlarca şükürler olsunki bizim için gece gündüz demeden çalışan cefakar arılar var. Sayelerinde yüzyıllardır birçok hastalığın önlenmesinde, tedavi edilmesinde arı ürünleri kullanılmaktadır. Yani bir nevi tıbbın destekleyicisidir. Tabiki bende arı sütü kullanıyorum ve çok faydasını görüyorum. İçeriğindeki enzimler, peptipler, vitamin ve minerallerin oranlarını "sevgili arılar" belirlemiştir. O yüzden doğal ve tanrısaldır.

Arı sütü, işçi arıların ana arıyı ve yavruları beslemek için ürettikleri özel bir besindir. Garibim işçi arının arka yutaktan salgıladığı sütümsü mayidir. İşçi arının 4-5 hafta yaşadığı, arı sütü ile beslenen kraliçe arının ise uygun koşullarda 5-7 yıl arasında yaşadığı bilinmektedir. İşte arı sütünde işin sırrı burada yatmaktadır: Uzun ve kaliteli yaşam.
FAYDALARINI SIRALARSAK :
-Damar açıcı özelliği vardır. Bala nazaran 100 - 200 kat daha fazla. Dolaşım sorunlarında kanı incelterek dolaşımı kolaylaştırır.
-Kandaki kolesterol ve trigliserid seviyesini düşürür.
-Lösemi, _kan kanseri_ ve diğer bazı kanser tümörlerinin büyümesine engel olur.
-İnsanın fiziksel ve ruhsal yapısına iyilik hissi verir.
-Vücudun yorulmadan sürekli olarak çalışmasını sağlar.
-Çocuklarda fiziksel gelişmeyi sağlar. Gelişme problemi olan çocuklarda destekleyici besindir.
-Kadınlarda regl hallerini düzenler. Kısırlık tedavisinde kullanılır.
-Menapoz ve andropoz dönemlerinde bünyeyi destekler.
-Kalsiyum emilimini artırarak kemik erimesini engeller.
-Saçların dökülmesini önler.
-Sürekli yorgunluk, bitkinlik hallerini düzeltir.
-RNA ve DNA deposu olduğundan ömrü uzatır. O yüzden "Gençliğin Kaynağı" denilmektedir.
-Hücre onarıcı, yenileyici özelliği vardır.
-Yorgun ve bitap düşmüş vücut mekanizmasında iyi hücre faaliyetini canlandırıp artırır, "Gençlik" verir.
-İçerdiği hormonlar sebebiyle cinsel fonksiyonları artırıcı etkileri tespit edilmiştir.
-Kalp damar sistemi ve astım hastalıklarına iyi gelir.
-Romatizmal hastalıklara, kansızlığa, çeşitli göz hastalıklarına karşı kullanılmaktadır.
-Arı sütü yoğun bir antibiyotik ve anti mikrobiktir. Çok güçlü bir bağışıklık sistemi güçlendiricisidir.
-Anjin, damar sertliği, şeker, ülser, hiper ve hipo tansiyon hastaları ve felçlilerde çok olumlu sonuçları görülmüştür.
-Besleyici ve nemlendirici özelliği sayesinde saç ve cilt bakımında faydalıdır.
-Dokuyu ve cildi yenilerken kırışıklıkları gideriyor.
-Tüm dünyada yoğun antibiyotik kullanan, radyoterapi, kemoterapi alan hastalarda kullanılmaktadır.
-Enerji ihtiyacı olan sporcular için besin desteğidir.

Ülkemiz arı ve bal cennetidir kabul. Ancak arı sütü toplandıktan sonra 5-6 saat içerisinde bozulmaktadır. Dikkat, işte aldatmaca burada başlamaktadır. Bunu bozulmadan paketleyebilmek yüksek bir teknoloji, onlarca yıllık bir bilgi, deneyim ve birikim gerektirmektedir. Milyonlarca dolarlık Araştırma - Geliştirme faaliyeti, enstitülerin işidir. Herşey Arizona'nın bâkir kalmış yüksek çöl kesiminde izole kalabilmiş arazilerinde başlar. Arılar vahşi kaktüs, truva ağaçcığı, kedi patisi gibi yüzlerce farklı bitkilere konarak bal üretir. Böcek öldürücü zehirlerin, zirai ilaçlama gibi kimyasallarla bozulmamış çöl bitkilerinden toplanmaktadır. Bu ürünü stabilize etmeyi başarabilen tek marka sadece dünya arı kovanlarının % 60' ını elinde bulunduran Forever' dır. Yinede araştırın soruşturun, daha iyisini bulursanız benide bilgilendirin.





GIDA TERÖRÜ

Evimize marketten giren, ağzı kapalı, ambalajlı, paketli tüm ürünlerde biliyoruzki koruyucu katkı maddeleri mevcut. Şahsen ben bunu yıllar içinde en aza indirgemeye çalışsamda bir şekilde maalesefki tüketebiliyoruz.
Başta içecekler kola, gazoz, meşrubat türevleri, ice tea, limonata, meyve suları, enerji içecekleri vb. Hazır dondurmalar. Hiç dikkatinizi çekiyormu, özellikle yaz aylarında ne büyük bütçeli reklamlar dönüyor, şarkıcı konserleri, içeceğin kapağını getir, yok konseri bedava izle durumları. Ben bu reklamlarda yer alan şarkıcı, popçu her neyse kafadan siliyorum. Bu kadar içeriğinde zararlı maddeler olan bir ürün nasıl bu kadar empoze edilir ve cazip birşeymiş gibi sunulabilir? Limonatanı evde yap, sütünü köylüden al. Dondurulmuş gıdaları tüketme, mevsimine göre gıdalarını deep freeze koy. Evde salça yapamayabilirsin, zor ve zahmetli, o zaman köy pazarlarından satın al. Örnekler saymakla bitmez. Panço, cips satman için sana stand, dondurma, meşrubat için buzdolabı veren büyük dünya sermayedarları, firmalar, yani yeterki sat, yeterki tüket. Nasılsa üçüncü dünya ülkesiyiz, ne verirseniz onu yeriz.
Zaten bir tür biyolojik silah olan GDO'lu tohumlarla yeterince kötü hastalıklar yaygınlaştı. Niçin İsrail'le bilmem onlarca yıllık tohum anlaşmaları yapılır? Bunu bir anlayabilen varsa anlatsın. İsrail'de hiç kanser hastalığı olmamasıda ayrı bir muamma. Çok tatlı kârların döndüğü Organik Ürün yalanına kanmayın lütfen. GDO' lu bir tohumun ekildiği topraklarda artık istesenizde organik ürün yetişmez, taki 5 sene o toprağı nadasa bırakana kadar. Varmı böyle bir uygulama ya da bilinç düzeyi? Toprağın o kimyasallardan arındırılması gerekir önce. Organik ürün diye birşey yok, sadece daha az zehirli ürün var. Dünyada böyle temiz tarım arazileride çok kalmadı, bizde Doğu Anadolu, Güneydoğu Anadolu toprakları nispeten. Tüm dünya sanayiye doydu ve tarım yükselen değer artık. Bazen kendi kendime 'Ver Doğuyu Kurtul' denilen yaygın sloganda acaba bu bâkir tarım arazilerinin payı varmı diye düşünüyorum. Bizi çürütüyorlar ve çocuklarımızı zehirliyorlar.
Hazır gıdalardaki katkı maddeleri E200 (sorbik asit), E201 (sodyum sorbat), E202 (potasyum sorbat), sırayla bu dizin taaa E297' ye kadar (fumarik asit) gidiyor. Araştırdıkça öğrendikçe dehşete kapılmamak mümkün değil. Peki napıcaz, hepimiz bahçıvan olup bahçe mi ekicez? Valla ne yalan söyleyeyim ciddi şekilde düşünmeye başladım.

30 Ekim 2015 Cuma

ÖNCE HİJYEN


Aloe Likit El ve Yüz Sabunu, sedef görünümünde, bol köpüren, cildimize temiz bir his verirken, 'göz yaşartmayan' formülüyle çok ideal kullanımlı bir ürün. 473 ml.'lik büyük ambalajıyla tüm aile için uzun kullanımlı, içeriğindeki mis kokulu parfümüyle hesaplayınca bayağı ekonomik gelen, aloe vera içerikli. Markası Forever.

Sadece bir damlasıyla el ve yüzümüzü yıkadığımız bu ürün 4 saat boyunca ellerde mikrop barındırmıyor ve kutu bitsede sulandırıp kullanıldığında da aynı etkiyi yaratıyor. Zaten o kadar çok köpürüyor ki artık durulamaktan bıktığım için yarım damla kullanıyorum. Bebekler ve çocuklar için çok ideal. Yumuşak ve tahriş etmez, göz yakmaz. İsteyen beyler traş losyonu veya saç şampuanı olarakda kullanabilir.

Gelelim biz hanımların ihtiyaçlarına. Bir kere bir numaralı makyaj temizleyici. Burnum o doğal kokuyu hissederken, yüzümde gözeneklerin açıldığını ve nefes aldığını çok iyi hissedebiliyorum. Ayrıca içeriğindeki temizlerken nemlendirme özelliği cildi pamuk gibi yapıyor. Başka bir ürün istesemde kullanamam. Hassas ciltler içinde ideal. Devamlı kullanımı halinde büyük derdimiz ellerdeki ve yüzdeki güneş, yaşlılık, doğum lekelerini gideriyor. (Dantel örtüm anneannemden, uğur getirsin diye☺.)


25 Ekim 2015 Pazar

SİZ NEREYE GÜNEŞ KORUYUCUNUZ ORAYA !


Bir fikrim var bir gün gelecek bu cilt kanseri yüzünden hiçbirimiz şemsiye, eldiven, güneş gözlüğü ve şapkalar kullanmadan kapı önüne çıkamayacağız. Çinli, Japon kadınlar bunu yüzyıllardır uygulamış. Bir uygulayan görsem sokakta hemen takipçisi olacağım, o kesin. Yüz, omuz, ense, boyun ve eller güneşe en çok maruz kalınan yerler.

SPF, İngilizce'deki Sun Protection Factor yani Güneş Koruma Faktörü’nün baş harflerini temsil ediyor. SPF, güneş kreminin cildi ne kadar uzun süre korumaya devam edeceğini gösteriyor. Şimdi dikkat : Faktör kelimesi burada 1 faktör 4 dakika koruyacağı anlamında. Diyelimki 15 koruma faktörlü krem aldınız bu sizi 15 × 4 = 60 dakika koruyacak demektir. Yani bir saat sonra kremimizi tekrar sürmeliyiz. 30 koruma faktörlüde 30 × 4 = 120 dakika yani iki saat gibi koruyacaktır. Genelde başında süreriz sonrası Allah kerim misali, tekrarını getirmeyiz. Ancak mevzunun püf noktasıda buradadır. Kesinlikle sadece yazın değil her zaman kullanılmalıdır. Herşeyimi unutabilirim, koruma faktörlü kremimi asla.

Güneşin kısa vadede ve uzun vadede gözlemlenen zararları vardır. Ciltte erken yaşlanma, kırışma, lekelenme, yoğun çil ve yıpranmaya sebep güneş ışınları; aynı zamanda pigment lekeleri, damar genişlemesi, damarların deri altından gözükmesi, deri altı çatlaklarının da sorumlusudur. Eskiden, yeryüzüne sadece A ve B ultraviyole radyasyonu ulaşırken artık C ultraviyole radyasyonu da ulaşmaya başladı. A ultraviyole radyasyonu cildin erken yaşlanması ve kırışmasına neden olurken, B ve C ultraviyole radyasyonları ise deri kanserleri riskini artırıyor. Tabiatı tahrip etmeye devam edelim. Daha nelerle karşılacağız bakalım. Marka konusunda ise eczanelerde satılanları tercih etmek daha doğru bir seçim olacaktır.


ALATURKA MI ALAFRANGA MI ?



Alaturka tuvalet diye adlandırılan yeni jenerasyonun pekde belleğinde yer almayan eski tip tuvaletlerin kullanımında kabızlık, reflü, kolon kanseri, hemoroit gibi hastalıkların azaldığı araştırmalar sonucunda su götürmez bir gerçek. Ortak kullanımlı yeni tip tuvaletlerde mikrop ve hastalıkların bulaşması çok daha kolay. Günümüzde maalesef eski tip tuvaletlere çok sık rastlanmıyor.

Niye daha sağlıklı? Çömelme durumu ile bayanlarda mesanede daha az idrar kalıyor, buda ileride idrar kesesinin sarkması ile oluşabilen idrar kaçırma rahatsızlığının önüne geçiyor. Bu rahatsızlık çokda dile getirilmeyen ve insanların sosyal hayatını birinci derecede etkileyen bir durum. Günümüzde her iş alelacele ve bir koşturmacadır gidiyor. Şimdi dikkat: Hangi tip olursa olsun mutlaka işiniz bittiğinde yirmiye kadar sayın ve son bir kez ıkının. Amaç idrar kesesinde hiçbir şey bırakmamak.

Beyler ayakta değil mutlaka oturarak. Kurala uymazsanız ileride prostat gibi sorunlar kapınızı çalabilir.

Sadece sonunda değil başında da eller yıkanmalı, ayrıca klozet kapağı kapalı olarak başında ve sonunda mutlaka sifon çekilmelidir.

Aslında bunlar sizlerinde bildiği şeyler, peki niye anlatıyorum? Tırnak altı mikrobu diye bir bela varki, nelere yol açtığını ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Hani resimdeki gibi şirin değiller. Ellerimizi hiç yapamıyorsak günde bir kez olmadı akşamları tırnak fırçası ile yıkamalıyız. Gratislerde satılan ufacık, ucuz bir fırça, herkes alabilir.

Olduda bir mekanda, yolculuk esnasında eski model tuvaletle karşılaştığınızda mutlaka ters yönde kullanın. Konu hassas ama hayati, paylaşmadan edemedim, sevgiyle kalın.


23 Ekim 2015 Cuma

KISA KISA TÜYOLAR 2


SAÇLAR : Son yıllarda biz yetişkinlerin saçını bebe şampuanlarıyla yıkama alışkanlığı epey yaygınlaştı. Bende zaman zaman bu kervana katılanlardanım. Neden derseniz, bebek cildine uygun üretildiği için daha az kimyasal madde, alkol ve koruyucu madde -parapen- içermektedir. Buda saç ve saç derisinin tahriş olmadan temizlenmesi demektir. Harika bebek kokusuda yanında eşantiyonu.

YÜZ : Kabuklu pirinci mikserde un haline getirip, sabah akşam bir tatlı kaşığı pirinç tozunu suyla bulamaç halinde yüzümüzü yıkarsak zaman içinde hamilelik ve güneş lekelerinin açıldığını görürüz. Ayrıca doğal bir cilt beyazlatma yöntemidir. Olmadı pirinç unuda aynı işlevi görür.

BOYUN : Yüzümüze kullandığımız her kremi kesinlikle boynumuza, göğüs dekoltemize de uygulamalıyız. Çünkü bunlar bir bütündür. Ve boynumuz en çok ihmal ettiğimiz bölgemiz. Göğsümüz ilerde, omurgamız ne kadar dik durursa boynumuz o kadar az kırışır, gıdımız az sarkar, yanaklardaki çökme o kadar az olur. Göğüs sarkmasıda gecikir. Kurtarıcımız ise bol yürüyüş ve pilates yapmak.

KURU MEYVELER : Klişe tabi aynı bildik cümleler ama olsun hatırlatmakta fayda var. Bazılarımız yaş meyveyi çok fazla tüketemeyebilir, fakat kuru meyve daha pratik ve çabuk bozulmazlar Meyveler kurutulduğunda vitamin değerleri düşmüyor, bilakis enzim değerleri yükseliyor. Serbest radikallere karşı vücudu koruyor.

KABIZLIK : Günümüzde çok sık karşılaşılan bu rahatsızlıkta, en basit akla gelen ilk yöntem kadınlarda saat yönünde karnımıza masaj yapmak. Erkeklerde ise saatin tersi yönünde.

TERLEME : Vücudumuzun birçok bölgesi terler, bunlardan içeriğinde enzim, peptid, Q enzimler açısından en zengin olanı alnımızdaki terdir. Bunun için mi acaba birçok atasözüne konu olmuştur? Eskiler bu işi bilmeden biliyorlarmış aslında. Çok basit bir yöntem alnımız terlediğinde hafifçe göz etrafımıza yayıyoruz. İnceliği sadece 1 milimetre olan göz derimizi besliyoruz.